İnandığım gibi...

Risale-i Nur, Kelam ilminin en muğlak, tasavvufun en kapalı, felsefenin en derin konularına girmesine rağmen bunu herkese anlatabilir kılması, tamamen Risale-i Nur’a has bir özelliktir; ve ancak sehl-i mümteni kavramıyla izah edilebilir. Yani...

Risale-i Nur, Kelam ilminin en muğlak, tasavvufun en kapalı, felsefenin en derin konularına girmesine rağmen bunu herkese anlatabilir kılması, tamamen Risale-i Nur’a has bir özelliktir; ve ancak sehl-i mümteni kavramıyla izah edilebilir. Yani, konu o kadar sade, o kadar yalın anlatılır ki, onu okuyan aynı üslupla aynı konuları anlatabileceğini sanır; fakat kalemi eline alıp işe koyulduğunda, acze düşer, bunun çok da kolay bir iş olmadığını görür. 

Bazıları Risale-i Nur’un bu özelliğini, tasavvufta, felsefede, kelamda anlatılan konuları Risale-i Nur avamileştirerek, vülgarize ederek anlatmış; bundan öte de bir katkıda bulunmamıştır, şeklinde yorumlamışlardır ki, külliyen yanlıştır; kasıt yoksa cehilden kaynaklanan bir yaklaşımdır. 

Doğrudur, Risale-i Nur, en derin, en muğlak meseleleri, hatta bazı âlimlerin havassa dahi anlatılamaz dedikleri konuları, temsili anlatım yoluyla avama dahi anlatmış; bunda başarılı da olmuştur; fakat o bu konuları avamileştirmemiş, tam aksine avamı havas kılmanın pratiğini göstermiştir. 

Bu yolladır ki, düşünce kapasitesi basit bir çiftçiyi, bir çobanı, bir işçiyi Risale-i Nur, kısa zamanda bu konuları anlayan, anlatan, tartışan birer âlim, birer bilgin hatta bazıları itibariyle birer bilge haline getirmiştir. Barla, Kastamonu ve Emirdağ lahikaları başta olmak üzere, ilk dönem Risale-i Nur talebelerinden pek çoğunun fikir ve düşünce ufku olarak beyana döktükleri düşünceler, dediğimizin aksi iddia edilemez bir delili, bir burhanıdır. Bugün de, imani konuları anlatımda, İslami konuları hem yaşama hem de tebliğde aynı noktada olunduğunu itiraf etmemiz gerekir.

Diğer bir husus da Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin ağırlığından ve anlaşılamadığından bahsedenler, muhtevanın ağırlığı ile dilin ağırlığını birbirine karıştırma gibi bir yanlışın içindedirler. Kelam, Tasavvuf, Felsefe nasıl birer ilim dalı ise ve bu ilim dallarının kendilerine has terminolojileri varsa, bu üç ilim dalının alanlarında söz söyleyen Risale-i Nur’un da elbette kendine has terminolojisi olacaktır, olmak zorundadır. Kelimeleri kavramlaşma noktasına taşıyan ve hem anlatımı hem de anlamayı oldukça kolaylaştıran bu tarz ifade şeklini biraz gayret ederek zihni melekelerimizin lehinde kullanmak varken, tembelliğin ilgisizliğine mahkûm edip, mahiyetimizin bütününün istifade edebileceği böyle bir eserden istifade adına mahrumiyet yaşamak, gerçekten izahı zor bir tenakuzdur.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
“Bir insan”ın portresi 09 Kasım 2019 | 182 Okunma Bazı ahlaki çöküntüler… 02 Kasım 2019 | 241 Okunma İnsani zaaflar nasıl fazilete dönüşür?  26 Ekim 2019 | 68 Okunma Şeytan azapta gerek... 19 Ekim 2019 | 430 Okunma İbret almak… 12 Ekim 2019 | 140 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar