İki tarz-ı siyaset

Bu ülkede halen iki siyaset tutumu ön alıyor: 1. Projeye dayalı siyaset, 2. Ayak oyunlarına (entrika) dayalı siyaset...Projeye dayalı siyaset üzerine konuşacak fazla bir şey yok, onun sınırları belli...Ama diğerinin belirlenmesi...

Bu ülkede halen iki siyaset tutumu ön alıyor: 1. Projeye dayalı siyaset, 2. Ayak oyunlarına (entrika) dayalı siyaset...

Projeye dayalı siyaset üzerine konuşacak fazla bir şey yok, onun sınırları belli...

Ama diğerinin belirlenmesi gerekiyor: Onların ülke meseleleri ile ilgili bir kaygısı bulunmuyor. Entrikaya “gönül vermiş” olanlar kendi kişisel çıkarı neyi gerektiriyorsa ona göre bir gidiş istikameti belirliyor.

Söylenmeden de belli, demokrasilerin temel dayanakları siyasal partilerdir. Siyasal partiler ülke yönetimi için birbiriyle yarışır. Yarış için de ülkeyi hangi esaslara göre yöneteceğini programında belirtir, öngördüğü yatırımları projeleriyle açıklamaya girişir. Ancak ayak oyunları üzerine kurulu bir tutum benimseyenlerin böyle bir derdi yoktur. Onların derdi sureta karşı çıktığı öteki partilerin politikasına muhalefetten ibarettir. Onları kıyasıya eleştirirler. Ne ki eleştirdiği konularda kendisinin ne yapacağı hususunda suskun kalırlar. Çünkü önerebilecekleri bir proje yoktur. Onun yerine şöyle bir söylemi tercih ederler: örneğin işçilere ücretlerinin yeterli olmadığını, işçi ücretlerinin yukarıya çekilmesi gerektiğini bildirirler. Emekli maaşlarının yetersizliğinden, asgari ücretin düşüklüğünden bahisle bu ücretlerin de yükseltilmesi gerektiğini ileri sürerler. Ancak ücretlerin yükseltilmesinin hangi kaynaktan karşılanacağı hususu meçhuldür. Besbelli ki, hasbelkader iktidara gelseler, mevcut hazineden bir defalığına ücretlerde bir ayarlama yapabilirler. Ama kaynak hazinenin mikyası ile sınırlı olduğundan mevcut birikim tüketildikten sonra yeni vergilere veya mevcut vergilerin oranını yükseltmeye gitmek zorunda kalacaklardır. Ama bunu umursamazlar, umursamalarına da ihtiyaç yoktur, nasıl olsa iktidar olma niyetleri yoktur!

Ayak oyunlarıyla ülkeyi yönetmeye talip olanların öteki müracaatgâhı ideolojik argümanlardır... Muhaliflerini kurulu düzenin ilkelerine ihanetle itham eder veya kendince fetiş saydığı değerlere muhaliflerinin itibar etmediğini, böyle giderlerse ülkeyi batıracaklarını ileri sürerler... Değerlerimiz, ilkelerimiz elden gidiyor, vatan batıyor yaygaralarıyla ortalığı velveleye vermeye çalışırlar.

Kendi iç işlerinde ise sadece sen git, ben geleyim savaşımı verilir. Biri gidip öteki gelse onun da ne yapacağı belli değildir. Çünkü hiçbiri belli bir projeyi yürürlüğe koyma derdini gütmez. Bunların ağzından: “Ben gelirsem şu işi şöyle kotaracağım, şunların yapılması gerekirken bunlar yapılıyor, bu işin doğrusu şudur!” kabilinden bir söylem işitilmez. Bunun yerine: “O gitsin, ben geleyim...” İyi de niye? Cevap yok!

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Maskeli balo ya da kuruntu 22 Eylül 2019 | 6 Okunma Ölümcül çelişkinin mola yeri 19 Eylül 2019 | 94 Okunma Buridan’ın eşeği ya da buldukça bunamak 15 Eylül 2019 | 41 Okunma Buridan’ın eşeği ya da buldukça bunamak 15 Eylül 2019 | 77 Okunma Adalet okka ile satılmıyor 12 Eylül 2019 | 102 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar