CAATSA, F-35 ve NATO gerçekleri…

Artık ezberledi herkes ama fikrî takip edebi gereği yeniden alıntılamak zorundayım; Oval Ofis’te F-35’ler ve motorlar konusunda kendisine yöneltilen soruya şu cevabı vermişti Trump, “Türkiye'yi memnun edecek bir şeyler yapacağım”. Baya bir dalgalanma yarattı bu sözler. Sadece Türkiye’de değil, Yunanistan başta birçok ülkede… Perşembe akşamı da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CAATSA (ABD’nin hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele yasası) yaptırımları ve F-35 sorunun aşılabileceğine dair ifadeler

https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac

Artık ezberledi herkes ama fikrî takip edebi gereği yeniden alıntılamak zorundayım; Oval Ofis’te F-35’ler ve motorlar konusunda kendisine yöneltilen soruya şu cevabı vermişti Trump, “Türkiye'yi memnun edecek bir şeyler yapacağım”. Baya bir dalgalanma yarattı bu sözler. Sadece Türkiye’de değil, Yunanistan başta birçok ülkede…


Perşembe akşamı da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CAATSA (ABD’nin hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele yasası) yaptırımları ve F-35 sorunun aşılabileceğine dair ifadeler kullanınca, hızla “umut havası” doğdu. Gerçi sayın bakan bu sürecin aşması gereken engelleri de konuşmasına ekledi ama bizim medyanın huyu kurusun, yaptırımların kalkacağı, ardından F-35’lerin alınacağına dair kanaat köpürdü…


İçinde bulunduğumuz havanın de etkisini görmek gerekiyor; Bu açıklamaların NATO zirvesi arifesinde yapılmış ve birbirini tamamlar mahiyette olması, Başkan Trump’ın zirveye katılım gerekçesini NATO’ya değil, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan saygısına bağlaması, Halkbank davasının tatlıya bağlanması, Trump dönemi Türkiye politikalarının genel bir olumlu hava içinde cereyan etmesi gibi…


Belki, Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in Amerikan Patriot ve Fransız SAMP-T sistemlerinin Türkiye’ye gelişine yönelik ifadeleri de eklenebilir. Çünkü, CAATSA-F35-S400 krizinin açılış sahnesindeki Ankara itirazları, “müttefiklerimiz bu silahları bize vermiyor”du. Yani bu engel de aşılmış oluyor…


Nihayet, Türk savunma sanayi ve ordusuna yönelik tekrarlanan yüksek ve yaygın övgüler varken, bu türden kısıtlamaların olması da çelişki oluşturuyor…


Resmi açıklamalar her iki ülkenin uygun bir formül aradıklarını zaten hep söylüyordu. Yine de iş pratiğe döküldüğünde gözardı edilemeyecek engeller yerinde duruyor. Bunlar da belli; birincisi Amerikan Kongresi’nin nasıl bir tavır takınacağı, takiben F-35 üretim/satış sistemini oluşturan konsorsiyumun meseleyi nasıl ele kavrayacağı…


Beyaz Saray’dan Kongre’ye gidecek “CAATSA yaptırımlarının uygulanmasını gerektirecek şartların ortadan kalktığına” dair bir mektupla başlayacak söz konusu süreç. Bunun için de Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400’lere bir formül bulunması gerekiyor. Tartışma başa dönüyor ama konjonktür/şartlar konuya tarafların nasıl yaklaştığına dair ılıman fikirler veriyor…


CAATSA yaptırımları zaten ABD’nin iç yasalarından geliyor. Uluslararası hukukta karşılığı yok. Hegemon bir ülkenin keyfî uygulaması yani. F-35’lerin engellenmesi de yine büyük haksızlık. Ama her iki konuda ihtimal ve niyet olsa da, “ABD’ye güvenilemez” diyenler bir kalemde kenara itilemez…


Devamında da yine eski ama haklı bir seri tartışma başlığı gündeme gelebilir. S-400’ler nasıl halledilecek, bir şekilde “etkisiz hale” getirilirse bu “egemenlik” tartışmaları içinde ne anlama gelir, F-35’lerin alınması iyi bir fikir mi, aradan geçen zamanda uğranılan zararlar ne olacak, gibi…


Amerikan sosyolojik ortalamasının yapı taşlarında sunta dolgusu çoktur ama sonuç olarak Başkan Trump da Ankara’ya eli boş gelecek değil. Bakalım hepimizi ‘memnun edecek mi’…


***


Asıl dertlere gelince…


NATO zirvesine sadece birkaç gün kala, jeopolitik gerçekleri iyice sadeleştirip, sabitlemekte fayda var…


Bir, Avrupa stratejik açıdan yeni bir yörüngeye girdi.


İki, Artık kendi savunmasına kamuoyuna yansıyanların çok üzerinde bir yatırım yapmaktadır ve ABD ile ilişkisi bu süreç ilerledikçe daha pragmatik/çıkarcı olacaktır.


Üç, Avrupa, kendi kamuoyunu gerçek ve yakın bir tehdit altında bulundurduğuna inandırdı. a) Rusya saldıracaktır, b) ABD artık yanımızda değildir.


Dört, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin mayıs ayında yaptırdığı bir YouGov anketine göre, ankete katılan 15 ülkedeki (Avusturya, Bulgaristan, Danimarka, Estonya, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, Hollanda, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre ve Birleşik Krallık) Avrupalıların yalnızca yüzde 11’i ABD’yi müttefik olarak görüyor. Dahası, ankete katılanların yüzde 25’i ABD’yi rakip ya da düşman olarak görüyor. Nereden nereye? (‘Europe Goes Its Own Way’, 29/06, Foreign Affairs.)


Beş, Avrupa kamuoyu böylece militarizasyonu her açıdan destekler hale gelmiş durumda. Ekonomik uyanışın da bir yoludur.


Altı, Avrupa büyük bir silahlanma devrimi yaşıyor ama öte yandan kıtanın kilit ülkeleri arasında bir tür korku yayılıyor. Tüm Avrupa’nın dörtte biri kadar yatırımı Almanya’nın yapıyor olması örneğin Fransa’yı rahatsız ediyor.


Yedi, AB üyeliğine eğilimin artması da önemli bir konu; Ama “askerileşen bir AB’ye” demek gerekiyor. Bu da orta vadede “nasıl bir Avrupa” ile karşı-karşıya kalabileceğimiz konusunda düşündürücüdür…


Sekiz, Türkiye’nin bu tür bir Avrupa’yı fırsat olarak görmesi mümkün. Ama iyi düşünülmeli!


Dokuz, tersine, Avrupa iç dinamikleri mevcut hükümetlerin sallantıda olduğu, yeni ve sağcı ama NATO ve AB’den hoşlanmayan partilerin yükselişini de işaret ediyor. Bu sadece belirsizlik değil, kargaşa demek!


On, görüntü nasıl olursa olsun NATO zirvesi, Avrupa ve ABD’nin samimi kucaklaşmasına sahne olmayacak. Ama ilişkiler de kopmayacak.


On bir, bulunan formül; NATO’nun “gölgesi” duracak ama Avrupa güvenlik kurumları entegre edilecek. Avrupa ülkeleri de kümeler oluşturarak işlevsel kılınacak.


On iki, ABD ve Avrupa şu şartlar halinde dahi eski günlerine dönemez; Trump gitse ve Demokrat bir iktidar gelse bile! Amerika-Avrupa ilişkilerindeki çatışma düzeyi daha önce hiç görülmemiş boyuttadır. Avrupa’nın cari askeri yatırımlarının çapı da bunu ispatlıyor.


On üç, eski düzen çökmüştür. Kötü senaryo şudur; kısa vadede herhangi bir düşman ABD’nin tükendiğine kanaat getirirse, Avrupa için kâbus başlar.


YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
CAATSA, F-35 ve NATO gerçekleri… 04 Temmuz 2026 | 477 Okunma Hem masa hem menü, peki hesap? 01 Temmuz 2026 | 305 Okunma NATO’cular, AB’ciler, Batıcılar, korkmayın ölmediniz, ama ‘ortak kaderiniz’ bitti! 24 Haziran 2026 | 663 Okunma O NATO bildiğiniz NATO değil, o AB de bildiğiniz AB değil… 20 Haziran 2026 | 440 Okunma Kim daha iyi kuşatıyormuş; İsrail mi Türkiye mi? 17 Haziran 2026 | 1.531 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar