İslâm’a teslim olun kurtulun/2

İslâm’a teslimiyet, pazarlıksızdır. Teslimiyette pazarlık, tamamen imanî bir hastalıktır. “La ilahe illallah” deyip Hakk’ın hakkını teslim etmeyenler, İslâm’ın dışında...

İslâm’a teslimiyet, pazarlıksızdır. Teslimiyette pazarlık, tamamen imanî bir hastalıktır. “La ilahe illallah” deyip Hakk’ın hakkını teslim etmeyenler, İslâm’ın dışında her şeye teslim olurlar. İslâm’a teslimiyetleri arızalı olanların arsızlık ve hayâsızlıklarının ölçüsü olmaz. 

İslâm’a teslim olmak, Müslüman olmanın varlık sebebidir. Teslimiyeti olmayanın Müslümanlığı da olmaz. Allah’a, kitabına, Peygamberine, Müslüman idarecilere ve bütün Müslümanlara karşı samimiyet, İslâm’a teslim olmanın muharrik unsurudur. Teslimiyet samimiyettir, samimiyette İslamiyet’tir. Samimiyetin tükendiği ve tüketildiği yerde İslâmiyet olmaz.

Müslüman olmak; hem İslâm’a teslim olmak ve hem de İslâm’a teslimiyete zemin hazırlamaktır. Her kalbi bir ülke gibi fethe, başka bir ifade ile futûhu’l-kulûb’dan futûhu’l büldana (beldelerin fethine) imkân hazırlamaya çalışmakla görevli olan mü’min, bazen bütün bir ülkenin tek bir kalb haline geldiğini de görebilir. Bu açıdan Hz. Peygamber’in komşu devlet ve kabile başkanlarına yazdığı İslam’a Davet Mektupları dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Bu mektuplar her şeyden önce İslam devletinin tebliğ görevinin bulunduğunu tescil etmektedir. Bunun yanında da yöneticilerin sorumluluklarının yönettikleri ülke çapında büyük ve ağır olduğunu ortaya koymaktadır. Mesela Hz. Peygamber Rum’un büyüğü Herakliyus’a gönderdiği mektubunda “İslâm ol, kurtul. Eğer bu daveti kabul edersen sana iki kat ecir vardır. Yok, reddedersen, yönettiklerinin vebalini de yüklenmiş olacaksın...” (Buharî, bed’ul-vahy 6. cihad 102: Müslim, cihad 74; İbn Mace, mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel, l, 263; IV, 257, 378) buyurmaktadır. Öte yandan; kendi toplumları içinde belli bir mevki ve etki gücüne sahip olanlara (müellefe-i kulûb), İslâm’a ısındırmak için zekâttan pay ayrılmış olması, ganimetten onlara biraz fazla ikramda bulunulması hep bir kabile ya da ülke haline gelmiş kalbleri İslâm’a açarak kısa yoldan hedefe ulaşmak maksadına yönelik ilke ve uygulamalardır.

Peygamber Efendimiz (sav)’in iki kelimeden meydana gelmiş bu hadisi “İslâm ol, kurtul”;insanlığın ebedi kurtuluş reçetesidir. İnsanlık âlemi İslâm’a teslim olma hususunda ayak diretiyor. İslâm’a teslim olunmadan insanlığın içine düştüğü hüsran ve buhran son bulmaz.

İslâm’a teslim olmak; Allah’tan gelen her bir davete, “âmentü ve eslemte/inandım ve teslim oldum” diyebilmektir. Teslimiyet; kulun Rabbini tanıması, O’nun nizamına itibar etmesidir. Tıpkı İbrahim gibi. “Rabbi ona ‘teslim ol’ dediğinde, karşılığı şu oldu: ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” (Bakara Sûresi/131) Tıpkı tazecik canını Allah için kurban vermeye hazır olan İsmail gibi. (37 Saffât/102-103) Tıpkı Mekke’de her türlü olumsuzluğa ve tehlikeye rağmen Hz. Muhammed’i seçen ve o uğurda hicrete razı olan, “anam babam sana fedâ olsun ey Peygamber!” sahabeler gibi. (10 Tevbe/100) Tıpkı can pazarı olan Bedir öncesi Rasûlüllah’a (sav); “Ey Allah’ı Rasûlü! Allah sana ne emrettiyse onu yap. Biz seninle beraberiz. Biz İsrailoğullarının Hz. Musa’ya dedikleri gibi “Git Rabbin ve sen savaş; biz burada oturup bekleyeceğiz” (5 Maide/) demeyiz. Biz deriz ki “Git ve Rabbin ve sen onlarla savaş, fakat biz de seninle birlikteyiz.” Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki senin yürüdüğün yere kadar yürürüz” diyen Mikdâd ibnu Esved gibi. (Buharî, Tefsir/5-4609, Meğâzî/4-3952) Tıpkı, “ya imanın ya da canın” diyenlere karşı “canım belki, fakat imanım asla” diyen iman erleri gibi. Tıpkı bütün devirlerde her türlü dünyalık vaadlere karşın imanından taviz vermeyen samimi Müslümanlar gibi. Tıpkı içki, kumar, fala bakma ve put yasağı getiren âyetin sonunda ki; “... Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”(5 Maide/91-92) sorusuna; “Evet Yarabbi! Vaz geçtik” diyen seçkin mü’minler gibi. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir 1/547) Tıpkı, tesettür emri geldiği zaman, sırf Allah’a itaat etmek, O’nun emrine teslim olmak için evinde ne bula bilirse onunla örtünen, Peygamber diliyle övgüyle mazhar olan  Muhacir ve Ensar kadınları ve onları izleyen iffet timsali mü’mineler gibi. (Buharî, Tefsir/24-4758, 4759) Teslimiyet şuuru; ertelenen İslâmî hayatın İslâm’da olamayacağına inanmaktır. İslâm’a rağmen beşeri sistemlerden ihsan beklememektir. Şunu bilelim ki; küfrün silahı olur, ama asla ihsanı olmaz. Küresel ve bölgesel ayrım yapmaksızın firavunlara isyan etmek, İslâm’a teslim olmanın farkına varmaktır.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Beyaz adamın Müslüman halkları dönüştürme projeleri/1 23 Ekim 2019 | 83 Okunma Allah’ın dini âmirdir me’mur değildir 16 Ekim 2019 | 118 Okunma İman ötelenemez, din ertelenemez/2 09 Ekim 2019 | 45 Okunma İman ötelenemez, din ertelenemez/1 02 Ekim 2019 | 127 Okunma Dünya Suriye firavunundan daha küçük mü? 25 Eylül 2019 | 54 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar