ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Sultan Abdülhamid Han’ı anmak ve anlamak

Uzun yıllar kendi tarihimize başkalarının penceresinden baktık .

İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci Yeni Şafak Gazetesi
14 Şubat 2018 | 204

Uzun yıllar kendi tarihimize başkalarının penceresinden baktık. Mesela Sarıkamış İhata Harekâtı sırasında tek kurşun atmadan doksan bin askerimiz donarak şehit oldu dedik. Oysa bu rakam, Rusların propaganda söylemiydi. Yalandı yani. Harekâta katılan ordumuzun mevcudu bile o kadar değildi. Sarıkamış’ta askerimiz tek kurşun atmadıysa, Rusların kaybı nasıl otuz iki bin oluyordu?

Sultan Abdülhamid Han’ın durumu da böyle idi. Uzun yıllar ona hasımlarının gözüyle ve batıdan bakıldı. Bu maalesef resmî söylem haline getirildi.

Şimdi mühür, Sultan Abdülhamid Han’a “Ulu Hakan” diyenlerin elinde. Söz bizde. Şudur: Hakikat mutlaka galip gelir. Yalan uzun ömürlü olamaz.

Sultan Abdülhamid Han’ın hayatı gerçekten de dokunaklıdır. Onun önceliği, padişah olarak milletinin, halife olarak ümmetinin birlik ve beraberliğini sağlamaktı. Sömürgecilerin İslâm ülkelerini ele geçirmesini engellemeye çalışmaktı. İngiliz, Fransız ve Rus yayılmacılığının önüne geçmekti. Otuz üç yıl boyunca bunun için mücadele etti diyebiliriz. (Doç. Dr. İbrahim Kalın’ın Ben, Öteki ve Ötesi kitabından ilhamla.)

Yüksek kader. Abdülhamid, Balkan Harbi’nde Rumeli topraklarının kaybını; Cihan Savaşı’nda Bağdat ve Kudüs gibi büyük şehirlerimizin düşmesini çaresizce seyretmek zorunda kaldı. Belki bir teselli: 10 Şubat 1918 tarihinde, Musul, Şam ve Halep’i bizim bilerek sükût etti. Sultan Reşad’ın da aynı yıl dünyadan ayrıldığını (3 Temmuz) düşünürsek, kayıplar karşısında yaşanan derin üzüntüyü bir nebze de olsa anlayabiliriz. Devlet parçalandı, millet dağıldı, ümmet ise emperyalistlere tutsak düştü.

***

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER