ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor... Nereye kadar?

Haşmet Babaoğlu
Haşmet Babaoğlu Sabah Gazetesi
21 Nisan 2018 | 104
Çok konuşuyoruz...
Hele şu sosyal medyada...
Laf, laf, laf...
Laf sokmalar, laf taşımalar, laf atmalar...
Ortalıkta dolaştırdığımız görüntüler de öyle...
Fotoğraflar, videolar, snap'lar; hepsi aslında nasıl da laf kalabalığı!
Ya emoji denilen ve yüzyılın ikinci yarısında "dünyanın ortak haberleşme dili"ne dönüşecek işaretlere ne demeli?
Hani türlü çeşitli yüz ifadeleri, eller, çiçekler, vd.
Ama söyleyin, gerçekte bu kadar çok şaşırıyor, bu kadar çok kahkaha atıyor, etrafa bu kadar çok çiçek saçıyor olabilir miyiz?
Bu "çokluk" bir berekete işaret etmiyor ne yazık ki!
***
Şüpheleniyorum...
Bu kadar laf sanki kulaklarımızı başkalarına kapatmak için çıkardığımız bir gürültü sanki...
Dinlemek ve anlamak için bir "durmak" gerek çünkü; azıcık susup dinlemek gerek.
Sakın, basit bir sosyal medya halleri eleştirisine kalkıştığımı sanmayın! (Öyle ihtiyar işi mızıldanmaların işe yarayacağını hiç sanmam.) Ama bir problemin varlığı açık.
Yalnız sosyal medyada değil, hayatımızda da böyle.
Bütün cümlelerimiz sanki adı konulmamış bir kavgaya atıf yapıyor.
Her halimiz tavrımız bir "mesaj" sanki!
Zaten birini dinlerken sabırsızlıkla bacağını oynatmayan kalmadı, yalan mı?
Sonra da ruhsal bitkinlikten şikâyet ediyoruz.
Olmaz mı?
İnsan bu "çırpınma"dan yorulmaz mı?
***
Sohbet etmenin güzellikleri de yakında güzel atlara binip gidecek buralardan...
Artık serbest stil karşılıklı konuşma (diyalog) bile çözülmeye başlamışken sohbet nasıl var olsun!
Sohbet, sözün, anlamın, tanışıklığın ve hayatın kıymetini bilmek demek.
Ama fazlası var.
Hakiki bir sohbet aynı zamanda "bir olmak, beraber olmak" demek...
Bunu fark edip isteyen kaldı mı?
Durmaksızın kendimizi anlatarak başkalarının üzerinden silindir gibi geçiyoruz.
***
Bütün bunları kendimi de asla dışında tutmadığım bir yakınma; bir tür dert yanma olarak görmenizi isterim.
Fakat asıl yazmak istediğim madalyonun öteki yüzüydü.
Çünkü ağzımızı bıçak açmayan alanlar da var.
Monologuna bile hasret kaldığımız şeyler...
Kuş dilini, toprak dilini, mevsimlerin dilini, gariplerin dilini, kalbin dilini unutuşumuz mesela...
Aklımızı "beden dili"yle bozdurdular; işin içinden çıkamıyoruz! Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER