Doğru anlamanın ölçüleri- 4

Geçen yazılarımıza ilave olarak birkaç ölçüden daha söz edeceğiz:MEZHEPLER DİN DEĞİL İMKÂNDIRLARMezhep anlayışı konusunda da ifratlar ya da tefritler yaşadığımızı daha...

Geçen yazılarımıza ilave olarak birkaç ölçüden daha söz edeceğiz:

MEZHEPLER DİN DEĞİL İMKÂNDIRLAR

Mezhep anlayışı konusunda da ifratlar ya da tefritler yaşadığımızı daha önce yazmıştık. Mezhepler birer farklı din değildirler, mükelleflerin fiillerinin / ef’âl-i mükellefinin hükümleri konusunda tutarlı birer anlama çabasıdırlar. O büyük müçtehitlerimizden Allah razı olsun, çok büyük çabalarla bu bütüncül tutarlılığı sağlamaya çalışmışlar ve ümmete hazır imkânlar sunmuşlardır. Bu sebeple mezhepleri gereksiz görme ve onlara karşı olma, işi bilen insanların yapacağı şey değildir. Sistem filozofları gibi olan o mutlak müçtehitlerin dışındakilerin bu tutarlılığı sağlaması zordur. O halde avamın İslam’ı doğru yaşaması için bir mezhebe uyması, mezhep tanımamaktan çok daha ihtiyatlıdır. Ancak o büyük müçtehitlerin ulaştıkları içtihatların bir kısmının zamansal olduğunu, ayrıca bizim anladıklarımıza göre daha az olmakla beraber hata ihtimali taşıdığını da bilmemiz gerekir. Gerçi bunu avama telkin etmenin de bir anlamı yoktur. Ama âlim dediğimiz insanlar, müçtehit olmasalar bile hakikati bu ihtimalleri hesap ederek düşünmeli, anlamalı ve anlatmalıdırlar. Hatta Gazali’nin dediği gibi, ilim talipleri bile bu ihtimali hesaba katıp kör taklitten kurtulamazlarsa dini doğru anlayamazlar. Yeter ki, şüpheleri ve itirazları had bilmezlik düzeyine çıkmasın, saygıyı ve edebi de öğrenmiş olsunlar.

İlginçtir ki, bugün mezhep vurgusu yapanlar, çok koyu Hanefi olduklarını söyleyenler öyle uçuk fikirler ve inançlar üretirler ki, Hanefi imamları bunları duysa döverler. Mesela Ebu Hanife, Kitab’ın ve Sünnet’in ya da İslam’ın genel kurallarına, yani kıyasa aykırı olan haber-i vahid, sahih olsa bile onunla amel etmem derken bu zevat; bir hadisi bizim sâdatımızın kitaplarına almış olması bizim onu sahih bilmemiz için yeterlidir, öyle bir iki kişi mevzudur dedi diye hadisi reddetmeyiz derler. Bu anlayış mezhep bağlılığı değil mezhep cahilliği ve batıni görüşlerine, kurguladıkları ideolojik İslam’a kılıf bulma çabasıdır. Kastettikleri sâdat da müçtehitler, hatta âlimler değil, kendi kutsadıkları adamlardır. Burada kutsal ile mukaddes arasındaki farka bir kez daha dikkat çekelim. Demiştik ki, ilim tahsiline, doğru sadece bizim mezhebimizin dediğidir diye başlayan bir talip hakikate ulaşamaz.

TEFSİR SABİT, TEVİL DEĞİŞKENDİR

Tefsir nasların sözel anlamıdır, dil olarak ne dedikleridir. Tevil, sözel anlama aykırı olmayan işaretler, tedailer ve hissedişlerdir. Anlama konusunda tevil kıyamete kadar devam edecektir. Ama tevillerin kesin doğru olduğu garantisinin olamayacağını, tefsiri bırakıp tevile uymanın saptıracağını ve fitne çıkaracağını bizzat Allah söylemektedir. O halde Kuranıkerim’in lisanî anlamı konusunda bu işin başındakilerin anladıklarına zıt bir anlama olmaz. Mesela birisi Nisa 34’deki darp kelimesi vurmak değil, çıkıp dolaşmaktır derse sadece kendi cahilliğini ortaya koymuş olur. Ama darbın vacip olup olmadığını, hiç olmayabileceğini, tavsiye olabileceğini, evla olan olmadığını söylemek ise tevildir ve anlamlı olabilir. Bu konuyu da daha önce detaylı yazmıştık.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Adalet tek boyutlu değildir 20 Eylül 2019 | 138 Okunma Adalet, Hak, zulüm ve cevr 15 Eylül 2019 | 78 Okunma Adalet, hikmet, cesaret ve iffet 13 Eylül 2019 | 125 Okunma ‘Adalet mülkün temelidir’ ne demek? 08 Eylül 2019 | 295 Okunma Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz? 06 Eylül 2019 | 154 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar