Akın Gürlek devri ve düşündürdükleri
Akın Gürlek’i Adalet Bakanı olduğu günden bu yana dikkatle izliyorum. Kaldı ki izlememek mümkün değil; gündemde hep ön sırada yer alıyor. Bakanlığa gelişi malum; İstanbul Başsavcılığından bakanlığa atandı. Başsavcılığı döneminde CHP ve İmamoğlu’na yönelik davalarla tanındı. Bu davaların hukuki mi...
Akın Gürlek’i Adalet Bakanı olduğu günden bu yana dikkatle izliyorum. Kaldı ki izlememek mümkün değil; gündemde hep ön sırada yer alıyor. Bakanlığa gelişi malum; İstanbul Başsavcılığından bakanlığa atandı. Başsavcılığı döneminde CHP ve İmamoğlu’na yönelik davalarla tanındı. Bu davaların hukuki mi siyasi mi olduğu tartışmalarının merkezinde yer aldı. Bakanlığa geçişi, bu anlamda bir rütbe yükseltme, bir sadakat nişanı ve angajmanı olarak değerlendirildi.
Aklımda kaldığı kadarıyla bakanlığının ilk gününden itibaren kamuoyunun dikkatini çekecek soruşturma ve davalara bir bakandan çok bir Türkiye Başsavcısı gibi el attı. Bunlar arasında çözülmemiş faili meçhul davalar ön sıralarda yer aldı. Bunlar çözüldükçe ya da çözüme doğru ilerledikçe Bakan Gürlek de gündemin ön sıralarında yer almaya başladı. Dahası, kamuoyunda kendisiyle ilgili “negatif”ten “pozitif”e giden bir imaj değişikliği üretti.
Türkiye Başsavcısı gibi davranmak ifadesini kullanmam boşuna değil.
Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile şekillenen mevcut anayasal ve idari düzende Adalet Bakanı, hem yürütmenin bir üyesi hem de yargı organizasyonunun idari yürütücüsüdür. Kendisinden beklenen...