Yeni Parti'nin ekopolitiği

İnsan hayatında bir kere parti kurar ya da kurmaz. Parti kuran ortak akıl, ülkeye, topluma ve bireye ve hatta varsa dünyaya dair ulaşılabilir ve paylaşılabilir hayallerini programına yansıtmak ister. Hayatta bir kere yazabileceği o programı öyle titiz ve öyle tutarlı ele alır ki partiyi parti yapar. Seçmeni seçmen yapar. Yeni Partinin programına baktığımda işte bu ideallerin gözetildiğini hissetmedim. Parti dediğinin programı olur denip yazılmış gibi. Elbette niyetim duygusunu değil, rasyonelini

https://w.soundcloud.com/player/?url=https%3A//api.soundcloud.com/trac

İnsan hayatında bir kere parti kurar ya da kurmaz. Parti kuran ortak akıl, ülkeye, topluma ve bireye ve hatta varsa dünyaya dair ulaşılabilir ve paylaşılabilir hayallerini programına yansıtmak ister. Hayatta bir kere yazabileceği o programı öyle titiz ve öyle tutarlı ele alır ki partiyi parti yapar. Seçmeni seçmen yapar.

Yeni Partinin programına baktığımda işte bu ideallerin gözetildiğini hissetmedim. Parti dediğinin programı olur denip yazılmış gibi.

Elbette niyetim duygusunu değil, rasyonelini ele almak.

Başlamadan önce belirteyim; programın en azından yapay zekâ ile hazırlanmadığını gösterdiğinden yazım hataları ve tekrarları göz ardı ettiğimi belirtmek isterim.

Bir parti programı ortaya konduğunda onun ekopolitik değerlendirmesi yapılmalıdır. Parti hayata nasıl bakıyor, kendini nasıl konumlandırıyor, sorumluluğu özel sektör ve toplumla nasıl paylaşıyor, sorularına cevap bulmak için. Biraz daha teknik ifade edersem karma bir ekonomide bir partinin devlete mi, piyasaya mı yakın olduğunu anlamak için.

Parti programı; ülkede kimin üreteceğini, kimin finanse edeceğini, riski kimin taşıyacağını, devletin nerede müdahale edip nerede çekileceğini, piyasanın hangi kurallarla işleyeceğini ve oluşan refahın nasıl paylaşılacağını tarif eden bir ikna sözleşmesidir.

Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim; programı inceleyince karşımda profillerin liberal imajına rağmen devletçi sosyal demokrat bir parti buldum. Yeni Parti hatta ortanın solundan biraz uzağa konumlanmış.

Sanki öyle konumlanmak istemiyormuş ama özel kesimi nasıl ele alacağını tam çözememiş gibi. Sonra da zaten sosyal demokrat kökendeniz yürüyelim denmiş gibi. Piyasa yapmak istemiş yapamamış gibi.

Bildiğim kadarıyla kalkınma iktisatçılarının yerine Halk Partisine piyasacıları getiren Yeni Partinin başındaki iradeydi. Neyse bu kapanmış bir sayfa. Süreçleri birbirine karıştırmadan devam edeyim.

Edeyim ama bu bir vizyon belgesi değil. Tadil edici bir tonu var. Hesap soran ve yargılayan ifadeleri de var.

Gene de bir parti programı, devletçi veya liberal olsun, revizyonist veya reformist olsun her hâlükârda “piyasanın adaletini” sağlamayı önermelidir. Türkiye’nin ihtiyacı da budur.

Fakat Yeni Parti piyasayı; insafına (bu kavram Halk Partisi Programında da var) ve adaletine güvenilmez bir olgu olarak ele alıyor.

Örneğin “ücretler piyasanın insafına” bırakılmıyor. Ya da “barınma piyasanın adaletine” teslim edilmiyor. Bunları söylemek gerçekten kolaydır. Ücreti yükseltecek verimlilik, örgütlenme, yatırım, beceri ve fiyat istikrarı akışını kurmaksa zordur. Keza arsa, imar, inşaat finansmanı, kiralık konut arzı, sosyal konut ve kent rantı mekanizmasını birlikte çözmek zordur. Hala klasik okuryazarlık hedefi giden bir parti piyasayı kurmaz devlet kısrağını terletir de terletir. Okuryazarlık artık Farsça, Arapça, Ermenice, Gürcüce, Latince, Bulgarca, İngilizce, Rusça değil mi?

Açıkçası piyasaya dönersem bu refleks her defasında yeni sorunlar çıkaracağını bile bile eski kapitalizmi benimseyip sorunlarını yönetmek isteyen bir karakter ortaya çıkarıyor.

Madem öyle piyasa ahlaki bir özne değildir diyelim. Yukarı çıkıp piyasanın adaleti olmaz; adil piyasa düzeni olur, da diyelim. Buna göre de program: fiyat nasıl belirlenir, bilgi nasıl taşınır, kaynaklar nasıl dağıtılır, riskler ve teşvikler nasıl fiyatlanır sorularına cevap vermesi gerekir. Bu sefer de adalet için: normlar, rekabet düzeni, mülkiyet güvencesi, bilgi şeffaflığı, giriş ve çıkış serbestliği, tüketici koruması, sosyal politikalar belirlenmelidir.

Programın devletçi yapısına bakınca acaba diyorum; dünyada yükselen komünal kapitalizme (Çin tipi) doğru yönelimi Türkiye’ye bir yenilik olarak mı, öneriyor. Fakat dikkat edince bu yönüyle de bulanıklaşıyor. Çünkü kapitalizmde bu tür bir revizyon program içinde güçlü bir nedensellik ve sistematik gerektirir. Ama programdan bir sistem çıkmıyor. Her sorunun çözümünü devletten bekleyen bugünün egemen anlayışına uyum gösterilmiş, o kadar.

Aslında metnin temel problemi bu. Kavramlaştırmalar devşirilmiş lakin bir programa değil, kakofoniye ve normatif kolaja dönüşmüş. Çalışan bir hükümet oluşmamış.

Alelacele mi kuruldu bu parti bilmiyorum. Ama Türkiye’nin hakkı verilmiş programları olan partileri hak ettiğini düşünüyorum. Halk Partisinin programının basit bir versiyonu gibi. Yeni değil, ara bir parti hüviyetinde Yeni Parti.

Eski dünyanın program anlayışıyla Türkiye’yi yeni dünyaya taşıma iddiası ortaya koymak… Ne bileyim; tutarsız.

Anlaşılan o ki programa değil, retoriğe dayalı siyaset yapılacak. Günümüz siyasetinin genel problemi; ekopolitik tutarlılığı olmayan siyasetin retoriği kalkan yapması…

Yazının limitlerine sığmayacak kadar programın kendini yanıtlaması gereken çok sayıda soru çıkardım. Yeterli bir fotoğraf çekebildiğimden bu taraflara hiç girmiyorum.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yeni Parti'nin ekopolitiği 28 Temmuz 2026 | 95 Okunma Bir mahallenin son 30 yılının öğrettikleri 26 Temmuz 2026 | 150 Okunma Doları kim yıkacak? 21 Temmuz 2026 | 365 Okunma Refah Sözleşmesi 19 Temmuz 2026 | 114 Okunma Vicdan sermayesinin yönetişimi ve Ahbap vakası 14 Temmuz 2026 | 100 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar