Lar gidiyor, tutun gitmesin

Aile toplumun en küçük birimidir yazardı kitaplarda. Yanında pastel renklerden oluşan sevimli bir resim olurdu. Anne, baba ve çocuklar. Babanın elinde gazete. Anne örgü örüyor. Hırka veya kazak; henüz belli değil....

Aile toplumun en küçük birimidir yazardı kitaplarda.

Yanında pastel renklerden oluşan sevimli bir resim olurdu.

Anne, baba ve çocuklar.

Babanın elinde gazete.

Anne örgü örüyor. Hırka veya kazak; henüz belli değil. Yarısına gelinmiş.

Evin bir de kedisi var, listede sayılmayan.

O da yumakla oynuyor; hatta büyük ihtimal, kedinin adı da yumak.

Çocuklar da oyun oynuyor.

Kız(lar) oyuncak bebekle, oğlan(lar) küçük arabayla veya olduğu yerde dönüp duran trenle.

“Vuvvvv… Düt düt…” veya “Çuf çuf çuf…”

*

Bugünse değişen bir şeyler var.

Aile, toplumun yine en küçük birimi. Kitaplarda yine öyle yazıyor.

Fakat fotoğraflar, resimler, hatta reklâmlardaki ailelerin görüntüsü değişti.

Kimler var ailede?

Anne, baba ve çocuk.

Evet, çocuk. Bir tane. Sondaki “lar” gitti.

*

Hepsi yine bir arada. Çok şükür.

Burada niye şükrettiğimiz, kimseye garip gelmez herhalde.

Zira herkes biliyor ki, artık çocuk milleti odasına çekiliyor.

Aynı ev içinde yaşayanlardan biri, çocuğu ara sıra görürse, seviniyor.

Birinin elinde diz üstü bilgisayar.

Birinin elinde tablet.

Birindeyse telefon. (Kedi yok.)

*

Buraya nasıl geldiğimiz, uzun hikâye.

Bu konuya nereden geldiğimizi ise söylemek gerekir.

Şuradan: Son günlerde ekranda sıkça görülen bir reklâmdan yola çıktık.

İşte o bahsettiğimiz sahne.

Anne ile baba yan yana tekli koltuklarda oturmuş, biri bilgisayarla diğeri telefon veya tabletle meşgulken, elinde büyük tablet bilgisayarla, içeri küçük kız giriyor.

Okul başladığı için ne gibi ihtiyaçları olduğunu soruyor babası.

Kız da tek tek sayıyor. Uzun bir liste.

Ellerde bulunan elektronik cihazların abartılı olmadığı malûm.

Her ne kadar bu reklâmın “internet reklâmı” olduğunu göz ardı etmesek de, normalde de durum pek çok evde bu şekilde.

*

Tek çocuk meselesine dönelim.

Her ailede tek çocuk olursa, bir sonraki kuşakta, ciddi bir noksanlaşma görülecektir.

Kimsenin teyzesi olmaz.

Kimsenin amcası olmaz.

Kimsenin halası olmaz.

Kimsenin dayısı olmaz.

Bunlar olmayınca, kimsenin yengesi ve eniştesi de olmaz.

Gayet tabii, bir adım sonrasında noksanlıklar artacaktır.

Buna açıkça “mahrumiyet” bile demek mümkün.

Teyze oğlu, teyze kızı…

Amca oğlu, amca kızı…

Hala oğlu, hala kızı…

Dayı oğlu, dayı kızı…

Bunlar da uçtu gitti.

*

Ne olacak canım, bu sayılanlar olmasa da olur derseniz, yakın akrabalarınızla aranızın iyi olmadığı ortaya çıkar. Aman demeyin.

Ortada sülale diye bir şey kalmaz.

Yakınlık, birlik beraberlik, dayanışma, yardımlaşma… Başı sıkışınca dertleşme, birbirini kollama… Bunlar da kaybolur. Arasak da bulamayız. Aşiretler bile cücükleşir.

Bir düşünelim, bayramlarda kim kiminle bayramlaşacak?

Herkes evinde mi oturacak, yoksa tatile mi çıkılacak cümbür cemaat?

Sözün kısası, büyüklerimiz üç çocuk tavsiye ederken, bütün bunların yanında bir de ekonomiyi ve ülkenin geleceğini düşünüyorlar. Hangi kesimden olursa olsun, gören görüyor.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
PKK’nın emmisi ABD 18 Ekim 2019 | 1.600 Okunma Akıncı’nın istifasını bekliyoruz 15 Ekim 2019 | 2.351 Okunma Orada bir şair mi var? 11 Ekim 2019 | 89 Okunma Lâf söyledi bal kabağı 08 Ekim 2019 | 101 Okunma Arabanın devri geçti 04 Ekim 2019 | 76 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar