Dünya-ahiret dengesini bir türlü kuramıyoruz

Biz bu dünyada yaşadığımızı fiilen görüyor ve biliyoruz. Varlığımızın bir gerçekliğinin olduğu muhakkak. Kelamcıların ifadesiyle, ‘eşyanın hakikati sabittir’. Yani biz...

Biz bu dünyada yaşadığımızı fiilen görüyor ve biliyoruz. Varlığımızın bir gerçekliğinin olduğu muhakkak. Kelamcıların ifadesiyle, ‘eşyanın hakikati sabittir’. Yani biz yaşıyoruz, o halde varız. Eflatun gibi bu gördüklerimiz gölgelerden ibarettir demiyoruz. Kaldı ki, görünen her şey/fenomen gölge ise, gölgenin böyle bir yargısı ne işe yarar? Ya da İbn Arabi gibi, Allah’tan başka mevcut yoktur, ‘la-mevcude illallah’ da demiyoruz. Her ne kadar bu sözlerin makul bir yorumu yapılabilse bile prensipte bu böyle değildir. Allah’tan başka vücud/varlığın bizatihi kendisi yoktur denseydi, bunun izahı daha kolay olurdu.

Mutlak varlık, yani her bakımdan var olan, varlığı başka bir şeye bağlı olmayan, varlığının öncesi ve sonrası bulunmayan sadece Allah’tır ama O bizi de var etmiştir/mevcud. Demek ki, biz de mutlak olmasa da varız. O’nun diğer yarattıkları da vardır, mevcuttur. Doğrudur, varlığımız O’na bağlıdır, bir zamanlar yoktuk, bir süre sonra da yok olacağız, ama biz bu kayıtlar içerisinde ve bir süreliğine de olsa şu anda ve burada varız. Belki, felasifenin dediği gibi, biz yaratılmazdan önce de O’nun ilminde yine vardık, öldükten sonra da ebedi âlemde bir şekilde yine var olacağız. Ama en azından şu anda burada var olmamız mutlak değil. Bir süreliğine ve geçici olarak, varız. Buraya nispetle de olsa kalıcı olan, hatta asıl olan varlığımız öbür âlemde başlayacak.

Böyle daha kalıcı bir ikinci hayatın varlığına inanmak, ahiret hayatına inanmayanların iddia ettiği gibi, yok olup gitmekten daha mantıklıdır. Yani kişide ahirete iman olmasa bile, bütün bütün yok olmamak daha akıllıcadır, daha çıkarımızadır. Akıldan öte gönül de, vicdan da bunu ister. Kişiye yok olup gitmekle, öldükten sonra dirilip daha güzel bir varlık düzeyinde sürekli yaşamak arasında bir tercih yaptırılsa aklın gereği ikincisini seçmek olur. Eğer bu olmasaydı burada insanca halledemediğimiz bir sürü adaletsizlikler, hatta gerçekleştiremediğimiz hayaller boşa gitmiş ve sonuçsuz kalmış olurdu. O halde bundan sonrası imana bırakılmalıdır ve Kuranıkerim ifadesiyle müminler ahirete ikan ile yani aksine bir ihtimale yer vermeyecek şekilde, kesin kes inanırlar. Kaldı ki vicdan da akıl da bu imanı destekler.

İmanın, Allah’a imandan sonra en önemli unsuru ahirete inanmak olduğundandır ki, pek çok ayette müminler için, ‘onlar Allah’a inanırlar, ahirete de inanırlar’ denir. Oysa Allah’a inanmak zaten ahirete inanmayı da içinde barındırır. Demek ki, ahirete inanmak önemine binaen tekrarlanır. Çünkü ilk zayıflamaya başlayan ve bilgi ve ibadetle desteklenmediği takdirde yok olmaya yüz tutan iman esası ahirete imandır. Bunun için ona özellikle vurgu yapılmış olmalıdır. Dünyaya en çok dalan, değer veren, onun için yaşayan Yahudilerde ahiret inancının silik hale gelmesi de bundan olmalıdır.

İşte bu noktada karşımıza dünya ve ahiret dengesini nasıl ayarlayacağımız problemi çıkar. Birine olduğundan fazla değer vermek diğerinin elden çıkmasına sebep oluyor. Tersinden söylersek, birine olması gereken değeri vermediğimizde onu kaybetmiş oluyoruz. Şu anda dünyada yaşadığımıza göre öncelikle onu olması gereken yerde tutmalıyız. Müslümanlar böyle olmayı başaramadıkları için dünyayı da ahireti de kaybettiler. Şairimizin dediği gibi; ‘Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden, Sonunda din de gitti, dünya da gitti elimizden’.

İşte iman meselesi bu noktada kendini gösteriyor. Ahirete inanmayanlara şimdilik diyeceğimiz bir şey yok ama müminler de bu dengeyi kuramadıkları için bocalıyor, sarsılıyor ve kaybediyorlar. Önce dünyayı kaybediyorlar. Dünya kaybolunca da ahireti kazanacakları bir mecalleri, imkânları ve mekânları kalmıyor. Dünyasını kaybetmiş, zayıf düşmüş, başkalarına mağlup olmuş Müslümanlar yaşadıkları sıkıntılar sebebiyle öbür dünyalarını da düşünemez hale geliyorlar. Gelecek nesillerini ise hepten kaybediyorlar. O halde biz önce dünyamızın değerini bilmeliyiz ki, öbür dünyamızı kazanabilelim. Ancak bu öyle hassas bir nokta ki, birine biraz fazla ağırlık verdiğiniz zaman diğeri yok olmaya yüz tutuyor.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Adalet, Hak, zulüm ve cevr 15 Eylül 2019 | 75 Okunma Adalet, hikmet, cesaret ve iffet 13 Eylül 2019 | 125 Okunma ‘Adalet mülkün temelidir’ ne demek? 08 Eylül 2019 | 291 Okunma Neden anlayan Müslümanlar olamıyoruz? 06 Eylül 2019 | 154 Okunma Anne babaya ihsan meselesi ve yaşlılık sorunu 01 Eylül 2019 | 192 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar