25.02.2017

Bauman’ın arkasından/ “Kim olduğumu bana kim söyleyebilir?”
Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin Bu yazıyı Twitleyin

Birkaç yıl önceydi, Nazife Şişman ile Bauman' a dair konuşuyorduk. 90'lı yaşlarındaki sosyolog, nerede o özel ve güzel günler hayıflanmasına başvurmadan dünü ve bugünü değerlendirişi ile her zaman gıpta ettiğimiz biri idi.
Bizim “alimlerimiz” ahir ömürlerinde ya kendini ekrana vuruyor ya da “Unumu eledim, eleğimi duvara astım, duvar yıkıldıysa benim hiç mesuliyetim yoktur” gamsızlığında eğleşiyor.
Bauman üzerine çalışmadım. Ama 90'ların sonundan itibaren daima Bauman ile çalıştım.
İlgilendiğim her konu, zihnimden taşan her soru için Bauman'a baktım. Bir defasında bile arayışım boşa çıkmadı.
Bauman üzerine çalışmadım, Bauman ile birlikte çalıştım. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Fikirlerine katılmasanız bile fikrini ortaya koyma biçiminden, bakış açısından her defasında çok şey öğrenirsiniz.
O gün telefonda Bauman üzerine uzun bir konuşma yapmış olmalıyız. Telefonu kapatınca kızım “Bauman'ı çok mu seviyorsunuz?” dedi.
Sevmek?
Evet ya da hayır demek yerine “Kendisine çok minnettar olduğumuz kesin” dedim.
Peki onun Müslüman olması için dua ediyor musunuz?
Çok şaşırdım. ŞOK, ŞOK durumu adeta.
Çabuk toparlandım.
Allah'ın Rahman sıfatına mazhar olacağından o kadar emin olmalıyım ki, ikinci bir ihtimali hiç düşünmemişim bile, dedim.
Bu konuşmanın ardından “kanaat önderi” diye ortalıkta dolaşan, herkese medeniyet yol yordam dersi veren bir şahıs ile aynı masanın etrafından birkaç saat geçirmek durumunda kaldım.
Gece boyunca konuştu. Durmadan konuştu. Masanın etrafındaki insanların arka arkaya iki cümle kurmasına engel olacak kadar çok konuştu. Kendi bilgisinden pek emin, başkalarının ne düşündüğünü hiç umursamadan, “Babanız zurna çalar mıydı padişahım?” frekansında konuştukça konuştu. Üstelik hem bakış açısı yanlıştı hem bilgileri. Masada bulunanlar edeben itiraz etmediler. Bana göre o yanlış bakış açılarına, yanlış bilgilere itiraz etmemek ilim ahlakına aykırı idi. Ama o protokol masasında tek kadın olduğum için susmanın zehrini içmeye razı oldum. Sükut her zaman altın değildir, bazen zehrin ta kendisidir.

Yazının devamı için tıklayın >>


TÜMÜ ÇOK OKUNAN YAZARLAR