Sakin güç

Türkiye, neredeyse bütün darbe girişimlerinin başarılı olduğu bir darbeler ülkesi ve yakın tarihi darbelerle dolu. Darbelerin seyri bellidir. Planlanır, uygulanır, tanklar sokağa çıkar, devletin radyo ve televizyonu ele...

Türkiye, neredeyse bütün darbe girişimlerinin başarılı olduğu bir darbeler ülkesi ve yakın tarihi darbelerle dolu. Darbelerin seyri bellidir. Planlanır, uygulanır, tanklar sokağa çıkar, devletin radyo ve televizyonu ele geçirilir, siyasetçi alaşağı edilir, yasaklar, tutuklamalar başlar, ülkenin ve milletin geleceği karartılır, asker veya onun tâyin ettiği darbe yanlısı siviller başa geçer ve halkın darbe yanlısı kesimi bu olanlara alkış tutar, tankların üzerine çıkarak darbeci askere sevgi gösterilerinde bulunur. Bu, başarılı olmuş, herkesin de ikna olduğu adeta “kemiksiz, süzme” bir darbedir ve darbe diye buna denir !

15 Temmuz darbe girişimine ve silahlı askerin gözünü karartıp tankın ve tüfeğinin namlusunu halkına çevirmesine ve hatta ateşlemesine rağmen, halkın silahsız ve sadece bedenleriyle direnişi, tankların önüne yatarak, içine girerek, göğsünü tank ve tüfeğe siper ederek darbeyi ve darbecileri püskürtmesi, Türk siyasi tarihinin darbe formatını altüst etti. Halkımızın darbecileri birkaç saat içinde püskürten bu direnişi ve başarısı, iki yüz elli şehid ve bin altı yüze yakın yaralıya rağmen bazı çevreler tarafından yine de inandırıcı bulunmadı, “darbe tiyatrosu” gibi yaftalarla küçümsendi. (Darbe girişimini inandırıcı bulmayan, “tiyatro” olarak yaftalayanlar da daha ziyade emperyalistlerle işbirliği yapmakta olan Türk solu, CHP ve Kemalistlerin önemli bir kesimi idi ve 15 Temmuz darbe girişimi hâlâ bu kesimlerin zihinlerinde oturmuş değil ve ikiyüzelli kahraman insanımızın şehid olduğu bu darbe girişiminin bir senaryodan ibaret olduğunu, her şeyin planlandığını düşünüp dillendirmeye bugün de devam ediyorlar). Özellikle sosyal medyada “Sahte darbe ve sahte şehidler” gibi aşağılayıcı ifadeler kullanıldı. Çünkü darbe ve darbecilerle birlikte bu darbeyi destekleyen bütün uluslararası istihbarat kuruluşları, halkın direnişi tarafından püskürtülmüş hatta yenilgiye uğratılmıştı. İnanılması güç olan buydu. Bugüne kadarki bütün darbelerde halk darbecileri alkışlamıştı ve bu darbe girişiminde de alkışlamalıydı. Eğer alkışlamıyor ve tankın, topun karşısına geçip direniyor ve göğsünü siper ediyorsa bu durum, Türkiye’deki darbe format ve teamüllerine aykırıydı. Tabii silahlı gücün, darbeye mâruz kalan siyâsî lider ve halkın direnişi ile püskürtülüp mağlub edilmesi darbe girişimin ciddiyet, gerçeklik ve inandırıcılığını zedeliyordu. Halkın korkup evlerine kapanması, siyasilerin tutuklanması, hatta birinci hedef olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın tutuklanması, tıpkı eski başbakan merhum ve maktul Adnan Menderes gibi uydurma bir mahkemede yargılanarak idam edilmesi halinde darbe tam bir darbe olacaktı ve o zaman herkes inanacaktı, hiçkimse de “darbe tiyatrosu” diyemeyecekti ! Fakat rüzgâr tersine döndü, Allah’ın da bir hesabı olduğu unutuldu, vatanı için şehid olmayı en mukaddes fedakârlık ve vazife olarak telâkki eden insanımızın direnişi ile darbe girişimi bastırıldı ve böyle olunca klasik darbe formatı başarısızlığa uğradı.

CHP, emperyalistlerin işbirlikçisi Türk solu ve bazı Kemalistler’in darbeyi tiyatro olarak nitelendirip inandırıcı bulmadıklarına dâir kendi yaşadığım bir olayı özetle anlatayım izin verirseniz: 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık bir ay kadar sonra İstanbul’a çok yakın ve bütün ilçelerinde CHP’li belediye başkanlarının hizmet verdiği bir ilimizin ilçe belediye başkanı ile, şehre dünya çapında bir konser salonu kazandırmaya yönelik projem hakkında görüşmek üzere randevulaştık. Ben, Türkiye ve dünyanın sayılı mimarlarından biri olan mimar dostum, CHP’li başkan ve birkaç belediye yetkilisiyle birlikte toplantı gerçekleştirdik. 15 Temmuz darbe girişimi henüz çok taze olduğu için, söz döndü dolaştı 15 Temmuz gecesine getirildi. Kendini çok zeki zanneden ilçe belediye başkanı, bu darbe girişiminin bir tezgâh olduğunu, çünkü gerçek bir darbe girişimi olsaydı Atina’nın bombalanmasının gerektiğini, o gece yaşananlarla ilgili bazı şüphelerinin olduğunu, Atina bombalanmadığına ve bazı askerler Yunanistan’a sığındığına ve kendisinde bu şüpheler var olduğuna göre, darbe girişiminin sadece Tayyib Erdoğan’ın bir planı olabileceğini söyledi.

CHP’li ilçe belediye başkanının bu sözleri karşısında ne diyeceğimi şaşırdım inanın. Olan biteni izlemiş, iyi eğitim görmüş bir başkan olarak ve üstelik partisinin genel başkanının söylemlerine rağmen bunları dillendirmek, ilkokul çocuğunun bile yapacağı bir iş değil. Fakat CHP’li ilçe belediye başkanı bunları söyleyebiliyor. Bunları söylemek, ancak bir akıl tutulması ile izah edilebilir. Başkanın bu ifadelerini duyduktan ve beraberindeki birkaç belediye yetkilisinin de kendisini gönülden desteklediğini gördükten sonra, yaklaşık yirmi yılını devrimci gençliğin birkaç fraksiyonunu dolaşarak geçirmiş, ailesi de mezkur partiye hizmet etmiş biri olarak, Türk solunun, CHP zihniyetinin hâlâ yerinde saydığını ve gelişemediğini bir kere daha görmüş oldum. Bunu görmekle kalmadığım gibi, mezkur partinin bu darbe girişiminde kendisini ustaca kamufle ettiğini, aslında partinin darbenin bir parçası olabileceğini, darbenin gerçekleşmesi durumunda darbeciler tarafından Türkiye’yi yönetme görevinin, darbeyi hazırlayan FİT’in (Fethullah İstihbarat Teşkilatı) yöntemi olan kasetle dolap çevirme yöntemi sayesinde partinin başına getirilen liderine verilebileceğini düşünmeye başladım.

Kısaca, darbeye mâruz kalanların darbecileri birkaç saat süre içinde alaşağı etmeleri, darbeler ülkesi Türkiye’de gerçekleştirilen darbeler ve sonuçları hatırlandığında sürreel (gerçeküstü) bir durumdur. Böyle olunca da kendini gerçekçi sananların inanmaları zorlaşır. Ayrıca, darbeye maruz kalan kişi darbecileri halkıyla birlikte mağlub etmiştir ve dimdik ayaktadır. Bu olacak iş değildir ! Bu işte bir tuhaflık  vardır ! Tuhaf olan da, darbenin hedefi olan liderin ve halkın, tankların, tüfeklerin, uçakların karşısına dikilip darbecileri devirmesidir.

Türkiye, 15 Temmuz gecesi, önce Allah’ın yardımı ve bu ülkenin tertemiz insanlarının bedenlerini siper edip kahramanca direnişleri sayesinde büyük bir ihânet ve işgal girişimini yer ile yeksân etmiştir. O gece, 2002 yılında birlikte AKParti’nin ilk siyasal kampanyasını gerçekleştirdiğimiz reklamcı dostum Erol Olçok, oğlu Abdullah ve Yeni Şafak Gazetesi’nin fotoğrafçısı; hayatımda tanıdığım en temiz yüzlü, en mütebessim, en mütevâzî, en düzgün insanlardan biri olan Mustafa Cambaz ile birlikte 249 şehid verdik, 1600’e yakın da gazimiz var. Şehidlerimizin ve gazilerimizin her biri göğüslerini bu hayasızca akına siper ederek ülkeyi karanlık bir geleceğe sürüklenmekten kurtardılar. Hepsine minnet borçluyuz. 15 Temmuz’daki darbe girişimine direnen bütün vatandaşlarımızdan Allah (Celle Celâluhu) râzı olsun, şehidlerimize rahmet eylesin ve onları Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sancağı altında haşr eylesin, gazilerimizin derecesini yükseltip cennetine dâhil eylesin, bizlere de her dâim uyanık olmayı, şehid ve gazilerimizin bu fedakârlıklarını her zaman hatırlayıp sahib çıkmayı nasib eylesin, ülkemizi hainlerden korusun ve millet olarak bizleri yolundan ayırmasın.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Monteverdi ne Verdi? 07 Ocak 2018 | 70 Okunma Türk aydınlanmasının müziği ve Arel-Ezgi sistemi 17 Aralık 2017 | 738 Okunma Dârulelhân Sempozyumu’ndan Arel Sempozyumu’na 10 Aralık 2017 | 73 Okunma “Çello bilen aşçı aranıyor” 03 Aralık 2017 | 96 Okunma Rauf Yektâ Bey’i nasıl harcadık ! 26 Kasım 2017 | 109 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar