ÇOK OKUNAN YAZARLAR

14 Mart'ı anlamak

İLK Tıp Bayramı 1919’da işgal altındaki İstanbul’da, okuldan çıkmaları yasaklanmış ve elbiseleri, üniformaları ellerinden alınmış tıp öğrencileri tarafından kutlanmıştır .

Yalçın Bayer
Yalçın Bayer Hürriyet Gazetesi
14 Mart 2018 | 80

İLK Tıp Bayramı 1919’da işgal altındaki İstanbul’da, okuldan çıkmaları yasaklanmış ve elbiseleri, üniformaları ellerinden alınmış tıp öğrencileri tarafından kutlanmıştır.

Tepkilerini tıp bayramı kutlamak şeklinde dile getirmeye çalışan öğrencilerin bu töreni için işgal komutanlığından izin istenmiş; Dr. Fevzi Paşa, Dr. Besim Paşa, Dr. Akil Muhtar gibi dönemin hocaları bu etkinliğin yapılmasına katkıda bulunmuştur.

Yer, bugünkü Haydarpaşa’da eski lisenin olduğu mahaldir.

Tıp fakültesinden 1961 yılında mezun oldum. Bu yıl sınıf arkadaşlarımla birlikte 51. yılımızı kutlayacağız. Bu arada tabii ki mesleğimiz ile ilgili çeşitli tarihlerde toplantılar yapıyoruz. Bu sene biz Beyin Cerrahları Akademi toplantısını Konya’da yaptık. Meslektaşım ve arkadaşım eski Hacettepe Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen bir konuşma yaptı. Konuşmanın konusu: Bilim ve İlim idi. Atatürk, “En hakiki mürşit bilimdir” demiştir. Fakat bu ‘b’ harfi metnin başından sanki cımbızla çekilmiş gibi bilim, ilim olmuştur.

Her yerde, “En hakiki mürşit ilimdir” diye yazar. Bu iki sözcüğün farkını siz sayın okuyucuların kendi anlayışlarına bırakıyorum. Biri müsbettir, diğeri dogmatik. Fakat tarifler çok eskilere dayanır ve uzundur.

Sevgili arkadaşımız Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarına ait bir takım rakamlar verdi. Bu günü anlamak, Cumhuriyet’i yargılamak ve değerlendirmek için başlangıçta nerede olduğumuzu görmemiz lazım. 1923’te nüfus 13 milyon, 11 milyonu köyde yaşıyor. Toplam 40 bin köyün 30 bininde okul yok. 2 milyon kişi sıtma ve verem, 3 milyon kişi trahomlu, bebek ölüm oranı binde 480 yani yarı yarıya ölüyor. Tüm Türkiye’de doktor sayısı 337, 60 eczacı var ve Türk diş hekimi yok. Diplomalı hemşire sayısı 4. 40 bin köyde toplam 135 ebe, ortalama ömür 40 yaş. Okuma yazma erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4. Okuryazarların çoğu subay. Gayrimüslim okul çağına giren 4 çocuktan 3’ü okula gitmiyor. Toplam okul sayısı 4894. İlkokul sayısı 72, ortaokul ise 23. Türkiye’nin tüm liselerindeki kız öğrenci sayısı 230, öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yok. Tek üniversite var. İstanbul’da bir yılda yazılan kitap sayısı Paris’te bir günde yazılandan azdır. Bugün nüfus 77 milyon. 20-24 yaş arası 6 milyon genç var. Okul çağında19 milyon genç var. Üniversite mezunlarının sayısının nüfus içindeki payı yüzde12.

Geçtiğimiz aylarda bir meslektaşımız; aynı üniversiteden mezun, ilk öğrenimini Mardin’deki devlet okullarında yapmış bir kardeşimiz ve yine İ.Ü. gazetecilik ve basın okulundan mezun bir yazarımız Nobel ödüllerini aldılar. Ayrıca 1992’de yüzyılın cerrahı seçilen ve bu yıl da son 2500 yılda en yüksek seviyede yetişen 50 bilim adamının 48’i Batılı kaynaklardan, ikisi Doğu kökenli idi. İbn-i Sina ve Mahmut Gazi Yaşargil seçildi. Bunlar bize ve ülkemiz müesseselerine gurur verdi. Bu gurur hissi içinde hepimizin 14 Mart Tıp Bayramı bu sıkıntılı günlerimiz içinde bile kutlu olsun. / Prof. Dr. Cengiz KUDAY


SAĞLIKTA SOYGUNUN DERNEK VE FİRMA HALİ
AZ rastlanan hastalıklardan kelebek çocuk hastaları ile ilgili Sağlık Bakanlığı alımlarında neler dönüyor? Yıllık 300 hasta için 150 milyon TL’ye ulaşan malzeme alımını hastaneler nasıl karşılıyor? Bir konuda devlet ödemesi olup da o işin cılkının çıkarılmadığı konu yok neredeyse. SGK 2015’ten itibaren bu hastalara yara örtüsü almaya karar verdi. Tabii, firmalar için kârlı bir alan daha çıkmış oldu. Hemen bir dernek kurarak, hastalığın zor yanını hastanelere, hekimlere acındırarak ceplerini doldurmaya başladılar.Bugün, kelebek çocuk hastalarının derli toplu telefonları ne SGK’da ne Sağlık Bakanlığı’nda var. Ama Türkiye’ye malzeme getiren bu firmada hepsinin adresleri, telefonları hatta ne yiyip ne içtikleri, akrabaları, kimlik numaraları her türlü bilgileri var. Peki bu bilgileri nereden alıyorlar? Devlet aciz olmamalı.


AMERİKAN ÇİFTÇİSİNE KOTA VERMEK
ŞEKER tartışmaları hakkında kamuoyuna açıklama başlıklı ilânın ilk cümlesinde “Dünyada şeker; şeker kamışı, şeker pancarı ve mısır olmak üzere başlıca üç temel hammaddeden elde edilir” denilmektedir.

Şeker, asırlardan beri sadece şeker kamışı ve şeker pancarı usaresinin kristal hale getirilmiş şekline verilen isimdir. Kimyasal adı sakarozdur. İnsanın enerji ihtiyacını en ekonomik bir şekilde karşılayan besin maddesidir. Mısır şekeri diye bir tanım zorlama bir tanım olur. Mısır usaresinde şeker ancak her bitkide bulunabilen kadardır. Mısır %70 nişasta ve ancak %2 şeker ihtiva eder.

Mısır nişastasından 1957 yılında geliştirilmiş kimyasal yolla elde edilen glukoz früktoz karışımına HFCS (Yüksek fruktozlu mısır şurubu) denir. Kristal halde değildir. Kristalleşemez, sıvı halde bulunur.

Sakaroz genel adıyla şeker en saf gıdadır. Şekerin en az %99,7 si saf sakarozdur. Raf ömrü sonsuzdur, bozulmaz.

4 Nisan 2001 tarih 4634 sayılı Şeker Kanunu şekerin tanımını çok geniş tutmuştur. Bugün karşılaştığımız siyasal şeker sorununun temelinde bu tanım vardır. Bu tanıma göre;

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER