ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Bir İstanbul hanımefendisi

   “Her gözünü açtığında hayata, hakikate yeni bir pencere açılıyordu .

Ünal Bolat
Ünal Bolat Türkiye Gazetesi
23 Temmuz 2018 | 56
 
 “Her gözünü açtığında hayata, hakikate yeni bir pencere açılıyordu. Yaşlıydı, yorgundu...”
 
Bir ihtiyarın veya bir pir-i faninin gözünden seyreyledim dünyayı. Güneş yeni bir güne doğmuş camın ardından günü selamlıyordu. Yatağından yorgun ve yaşlı bedeniyle kalktı, bu selamı aldı, pencereyi açtı, huzurun meltemi yüzüne çarptı. Gece yağmurunun ıslattığı toprağın ve çiçeklerin mis gibi kokusu odanın içine doldu, ev tazelendi.
Evinin en sevdiği odasıydı. Penceresi mahallenin yokuşlu yolunu, daha da ilerisinde Karaca Ahmet Mezarlığını görüyordu. Yokuş gençlikten ihtiyarlığa giden zorlu yolu,  mezarlık ise bu yolun son durağını çağrıştırıyordu.
Sevdiği insanı, hayat arkadaşını yitireli yıllar olmuştu. Çocukları sık olmasa da ziyaretine gelirler, hâl hatırını sorarlardı. Fakat yine de dünya yalnızlaşmış, sessiz bir hâl almıştı. Pencereler bu sessizliği paylaşıyorlardı. Pencerenin önünde düşlerle hayata tutunma çabası gösteriyordu. Hayatta tutan bir ilaçtı, pencerede aydınlık vardı, güven vardı. Bütün kötü rüyalar, mutsuzluklar bir anda orada silinirdi. Buradan kuşları, yağmuru, rüzgârı, kar yağışını selamlardı.
Eski bir İstanbul hanımefendisiydi, emekli bir öğretmendi. Öğrenciler yetiştirmiş, yüzlerce pencere açmıştı aydınlığa. Pencereden bakıyordu, çünkü dört duvara rıza gösteremiyordu. Hakikat dört duvara sığmayacak kadar büyüktü…
Mutluluk, yalnız dünya mutluluğundan ibaret değildir. Aksine, asıl mutluluk dünyayı değil ukba hayatını elde edebilmek değil midir? Peki, o mutluluk nasıl elde edilir? İşte onun için onu yaratanın emirlerine uymak gerekir… Onun rızasına uygun bir hayat sürmek gerekir. Bu yağmuru yağdıranı, bu kar fırtına boranı çıkartanı, bu kuşları kurtları börtü böceği yaratanı, yedirip içireni, doyurup gözeteni idrak etmek ve onun rızasına uygun bir hayat sürmek gerekir, diyordu.
Her gözünü açtığında hayata, hakikate yeni bir pencere açılıyordu. Yaşlıydı, yorgundu, nefesi ara ara daralıyordu. Tecrübeyle bir dağın zirvesindeydi. Tırmanmak kolay değildi. Zirvede yorgunluk da olurdu, nefes de daralırdı…
Yüksekten bakılınca görüş açısı genişliyordu. Kâh bir yaşlı gibi bakar, kâh bir çocuk gibi, kâh serde bir gençlik varmışçasına görürdü dünyayı. Penceresinden aşağıya uzanan sokaklara saatlerce bakardı. Çocukları izler, kalbindeki bahçeye onları da katar, beraber oyunlar oynardı... DEVAMI YARIN
 
Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER