ÇOK OKUNAN YAZARLAR

O ‘adım’ın hikâyesi...

Neil Armstrong, Temmuz 1969’da Ay’daki ilk yürüyüşü gerçekleştirirken “Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” demişti .

Uğur Vardan
Uğur Vardan Hürriyet Gazetesi
20 Ekim 2018 | 2.0 K

Neil Armstrong, Temmuz 1969’da Ay’daki ilk yürüyüşü gerçekleştirirken “Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” demişti. Damien Chazelle’in filmi ‘Ay’da İlk İnsan’ işte bu yürüyüşe gelene kadar yaşanan süreci, Amerikalı astronotun hayatı üzerinden anlatıyor.



Bilimkurgu sineması uzun bir süredir eski aksiyonel yapısını terk edip ya da öyküdeki yerini azaltıp “Nerden gelip nereye gidiyoruz?” türü varoluşsal soruların peşine takıladursun, insanlık ailesinin (sayıları çok az da olsa) kimi üyeleri, filmlerde (ya da romanlarda) ortaya atılan tüm bu soruların ne anlama geldiğini bizatihi yaşadı... Ve bu gruptan iki kişi de Ay yüzeyine ayaklarını değdirip uzayın sonsuzluğunda kendince hesaplaşmalara girişti... Damien Chazelle’in son filmi, bu özel insanlardan birinin, Neil Armstrong’un hayatından bir kesit alarak (1961-69 arası) onun öyküsü odağında türümüzün yaşadığı tuhaf serüvenin yolculuğuna bizleri de davet ediyor.

Müziğe ara veriyoruz!..

Chazelle, hatırlanacağı gibi arka planına müziği alan ama temel olarak insan psikolojisinin karanlık dehlizlerinde dolaşan ‘Whiplash’le tanındı. ‘Müzikaller çağı’na saygı duruşu niteliğindeki ‘La La Land’la da -bence- abartılı övgülere mazhar oldu. İlk filmi ‘Guy and Madeline on a Park Bench’ de göz önüne alındığında ilgi alanı müziğin dışına hiç taşmamıştı. Bu bakımdan dördüncü yönetmenlik uğraşı ‘Ay’da İlk İnsan’ (‘First Man’), gezindiği sular kadar tür olarak da farklı bir adım. James R. Hansen’ın ‘First Man: The Life of Neil A. Armstrong’ adlı kitabından Josh Singer’ın senaryosuyla çekilen filmi, ‘biyografik bilimkurgu belgeseli’ olarak nitelendirmek de mümkün.


Filmde Neil Amstrong’u (sağda), Ryan Gosling (solda) canlandırıyor.

2012’de aramızdan ayrılan ve Ay’da yürüyen ilk insan olarak kayıtlara geçen Armstrong’un hayat serüvenine 1961’de test pilotuyken dahil olan öykü, daha sonra ana karakterinin ‘Gemini 8’ projesinin önemli hedeflerinden biri olan ‘Atlas-Agena roketi yerleştirme programı’ndaki yerini, ardından da ‘Apollo 11’ mürettebatının kaptanı olarak Ay’a olan yolculuğunu anlatıyor. Tabii ki bütün bu ana arterlere çıkmadan ara yollarda Armstrong’un aile hayatını, meslektaşlarıyla (diğer astronotlar yani) olan ilişkilerini, NASA’nın kimi projeleri itibariyle Amerikan Kongresi’yle olan uyuşmazlıklarını, muhafazakâr politikacılar kadar (onlara göre uzay çalışmaları yanlış yatırım) sol çevrelerden (onların tezi de açlık gibi sorunlar varken gökyüzünde macera aramak lüks bir çaba) de aldığı eleştirileri izliyoruz. Bir de işin ‘Soğuk Savaş Dönemi’ne ait özellikleri var; Sovyetler uzayda cirit atıp tarih yazarken NASA’nın birçok alanda nal toplaması, ulusal itibar açısından problem yaratıyor. 

Kaybedilen evladın acısı...

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER