ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Arzunun o belirsiz nesnesi

‘Beni Adınla Çağır’, Amerikalı bir doktora öğrencisiyle genç bir İtalyanın bir yaz boyunca yaşadığı eşcinsel aşkı anlatıyor .

Uğur Vardan
Uğur Vardan Hürriyet Gazetesi
24 Şubat 2018 | 39

‘Beni Adınla Çağır’, Amerikalı bir doktora öğrencisiyle genç bir İtalyanın bir yaz boyunca yaşadığı eşcinsel aşkı anlatıyor. Film, ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ dalında Oscar’ın en büyük favorisi.

1983 yazı... Arkeolog ve sanat tarihçisi Prof. Perlman’la Fransız eşi Annella’in, mimarisiyle kendi çapında cennet bahçelerinden bir demet sunan Kuzey İtalya’daki evine Amerikalı doktora öğrencesi Oliver gelir. Bu farklı kültürden konuk, çok geçmeden profesörün 17 yaşındaki oğlu Elio’nun ilgisini çeker. Bu ilgi, zaman içinde karşılığını bulur. Başta mesafeli seyreden birliktelik daha sonra nereye evrileceği belirsiz bir muammanın ifadesine dönüşür...

Ah, şu yaz aşkları... İtalyan yönetmen Luca Guadagnino, André Aciman’ın aynı adlı romanından üstat James Ivory’nin adaptasyonuyla sinemaya taşınan filminde, coşkulu, yürek çarpan ama daha sonra da burkan, hüzünlü ve de gayet romantik bir çalışmaya imza atıyor. ‘Beni Adınla Çağır’ (‘Call Me by Your Name’), canlı renkler, çekici mekânlar, güzel insanlar, enfes doğa kadrajları, entelektüel meselelerde gezinen diyaloglar derken sahaya adeta büyük avantajlarla çıkmış bir takım görüntüsünde. Nitekim bu durum, karşılığını çabuk buldu; gösterim ağına festivaller yoluyla ya da vizyon turuyla takıldığından bu yana el üstünde tutulan, üzerine toz kondurulmayan bir film var karşımızda.

Peki nedir ‘Beni Adınla Çağır’ın kerameti? Ben kendi adıma genel coşkunun dışında kalsam da, sanki “Evet, neden beğenildiğini çok iyi anlıyorum” tadındayım. Bir kere Guadagnino’nun sunduğu dünya, vakti zamanında Bertolucci’nin ve kimi Fransız yönetmenlerin pastoral görüntüler eşliğinde anlattığı, safi romantizm kokan, sadece kadın-erkek ilişkilerine odaklanmış, ekonomik açıdan dertsiz burjuvaların ön planda olduğu, bazılarının hayat dolu, bazılarının ise tükenişe doğru yol aldığı karakterlerle bezeli filmlerini hatırlatıyor. Ki Guadagnino da bir önceki filmi ‘A Bigger Splash’te Fransız Jacques Deray’ın ‘La piscine’ini yeniden çekerek bu dünyaya olan ilgisini daha önceden de göstermişti. Dolayısıyla ‘Beni Adınla Çağır’, sinemayla az çok derinlikli ilişkide bulunanların aklına, hafızalarındaki yerleri sağlam bu yapıtları getirdi ve nostaljik zaaflarımızla da çaldı kalplerimizi (ya da kalpleri)...

Hoşgörülü baba figürü

Filmde anlatılan, eşcinsel bir aşkın tasviri. Sinema, popüler yanıyla da bu sulara daha önce uğradı. ‘Brokeback Mountain’ ya da ‘Moonlight’ (ki ‘Moonlight’ biraz da Akademi’nin sayesinde popülerleşti) mesela... Ama hiçbir örnek Guadagnino’nun filmi kadar sevilmedi, baş tacı edilmedi. Bunda (kendi tespitim değil, yakın bir arkadaşımın görüşüdür; katılıyor ve aktarıyorum) galiba en önemli etken; böylesi bir aşka hoşgörü gösteren, anlayışla karşılayan bir babanın (Prof. Perlman) varlığı da oldu. Benzer durumları kendi hayatlarında yaşayanlar belki yoksun kaldıkları bir baba figürünü öyküde bulmanın huzuruyla ‘Beni Adınla Çağır’ı daha da çok sevdiler...

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER