Bir ‘12 Eylül kadını’ olarak Oya Aydoğan

Oya Aydoğan, Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı... Bu, bir 12 Eylül “kare-as”ıdır. Bu dört kadını, birer kültürel temsil olarak “Darbe”ye borçluyuz biz... Onlar da günahıyla-sevabıyla...

Oya Aydoğan, Banu Alkan, Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı... Bu, bir 12 Eylül “kare-as”ıdır.

Bu dört kadını, birer kültürel temsil olarak “Darbe”ye borçluyuz biz...

Onlar da günahıyla-sevabıyla, eksiğiyle-gediğiyle, avantajları-dezavantajlarıyla, en önemlisi sağlıkları- hastalıklarıyla kariyerlerini “12 Eylül”e borçludur denilebilir.

Türkiye popüler kültüründe, tabii esasen sinemada kadın temsili denince hiç kuşkusuz ilk akla gelenler, 1960’ların başından 70’lerin ortasına kadar toplumsal ruh ve kişilik dünyamıza ayna olmuş bir başka “Kare-as”tan müteşekkildir: Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın ve Fatma Girik, yani Bircan Usallı Silan’ın onlara dair güzel kitabının başlığıyla “Dört Yapraklı Yonca”...

1960’larda Türkiye’nin “Doğu” ile “Batı” arasında etkileşimsel kültürel yelpazesinin karşılıklarıdır onlar. İki uçta (“Batı”) Filiz Akın ve (“Doğu”) Fatma Girik, merkezin “Doğu”su ve “Batı”sında da Şoray ve Koçyiğit...

Onların en revaçta olduğu yıllar, Türkiye’nin “açık toplum” olmaya doğru sancılı devinimler, gelgitler, tökezleyip doğrulmalar sergilediği döneme denk gelir. Köylerden kasabalara, metropollere kadar, bu mekânlardan her birinin kendi meşrebince kadın-erkek ilişkilerinin seyrine, daha özlü deyişle “aşk”a dair hayaller, onlar aracılığıyla ve dönem icabı en uygun form olan “melodram”lar eşliğinde inşa edildi.

Sonra feci bir dönem gelir. Aşkın beyazperdeden kovulup seksin onun yerini aldığı bir dönem... Sokaktaki eril siyasal şiddetin (“Sağ- Sol” çatışması) salonlardaki “cinsel” karşılığı denilebilecek bir dönem... Ve yine o sokaktaki şiddetten ürküp evde televizyon seyrine gömülen ailelerin boşalttığı koltukları doldurmuş eril mi eril bir “lümpen” seyirci kitlesine yönelik filmlerle dolu dönem...

Tutku ve şehvetin saklı biçimde “şefkatlice” sarılıp sarmalanarak servis edildiği melodramların yerinde onların şiddetle ve şehvetlice dışavurulduğu bu seks filmleri furyasında ortada “kare-as” falan da kalmamıştır. Nice pırıltılı, ümit vaat eden, yıldızlık hayali kuran güzel mi güzel kadın oyuncu heba olup gitti 1970’lerin ortasından sonuna kadar gelen o süreçte (Figen Han, Feri Cansel, Mine Mutlu, Arzu Okay, Zerrin Doğan, Zerin Egeliler, vd.).

Şimdi geçirdiği ciddi rahatsızlık ve hayati tehlikesi nedeniyle hepimizin endişe içinde hop oturup hop kalktığı Oya Aydoğan dâhil yukarıda zikrettiğim dört kadın ise böyle feci bir dönemin ardından oyunculuklarının en etkin yıllarını yaşadılar. 12 Eylül askeri darbesinin semt sokaklarındaki şiddete olduğu kadar, sinema salonlarındaki şiddete de (tabii çok çok daha büyük bir şiddetle!) son verdiği dönemin içinde parladılar

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Kalacak bir türkü söyler gideriz 10 Eylül 2018 | 3.859 Okunma Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın! 05 Eylül 2018 | 3.499 Okunma Betona tapanların mabedi yapıldı 03 Eylül 2018 | 3.627 Okunma Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri 20 Ağustos 2018 | 121 Okunma ‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu! 15 Ağustos 2018 | 2.508 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar