Ha üniversite mezunu ha ilkokul… Öğretmene dayak...

Geçenlerde Eğitim Bir Sen İstanbul şubesi bir etkinlik yaptı. Etkinliğin konusu öğretmenlerim mağdur edilmesi, dövülmesiydi. Milli Eğitim Bakanlığına karne verdiler. Karneye göre Milli Eğitim...

Geçenlerde Eğitim Bir Sen İstanbul şubesi bir etkinlik yaptı. Etkinliğin konusu öğretmenlerim mağdur edilmesi, dövülmesiydi. Milli Eğitim Bakanlığına karne verdiler. Karneye göre Milli Eğitim Bakanlığı sınıfta kalıyor. Gerçekten öğretmenin değeri kalmadı. Çocuklarımızı yapay yetiştiriyoruz. Öğretmenin faydalı azarına bile tahammül kalmadı. Öğrencilerin öğretmenleri dövdüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum yerine ona kırk ton sopa atarım dönemine geçtik. Elbette öğretmenler öğrenciye fiske bile vurmasın. Ancak yalan yanlış, olur olmaz şikâyetlerle öğretmenlerimizi neden mağdur ediyoruz. Yazıklar olsun.

Bu konuyla ilgili Memur Sen’in basın açıklamasının ardından üyeler, performans değerlendirme sistemine yönelik tepkiyi Milli Eğitim Bakanlığı’na bu konuda sembolik verilen karneyle açıkladı. Bir pankart şeklinde hazırlanan bu performans karnesine göre, ‘Öğretmene sürekli angarya iş yükleme’ ve ‘Alo 147 şikâyetlerini bekletmeden hemen değerlendirir’ gibi konularda 100 puan, ‘öğretmene değer verir’, ‘insan ilişkilerinde hoşgörüyü ve empatiyi esas alır’, ‘öğretmene değer verir, öğrenme ortamlarında güvenliğe ilişkin tedbirleri alır› gibi konularda ise 0 puan verilmesi dikkat çekti.

Bu bahsi burada bırakalım. Ben öğrencilerimizin durumu ile ilgili günlük hayattan örnek vereyim. Gölbaşı’nda sanayide esnaf olan bir dostum anlattı: “Bir kuruyemişçiye girdim. Bir kilo kuruyemiş aldım. Otuz üç iki yüz elli Türk Lirası tuttu. Kendisine 40 TL uzattım. Üzerini hesaplayıp veremedi. Ben de kendisine sordum ilkokul mezunu musun yoksa üniversite mezunu mu? Bu hesabı yapamadığına göre muhtemelen üniversite mezunusun dedim. O kardeşimiz bana üniversite mezunuyum” dedi.

İşte üniversitelerimizin durumu bu. Eskiden bizim ilkokul mezunu büyüklerimiz zehir gibiydi. Üniversite mezunu kadar bilgi sahibiydi. Yine bu dostum devam etti. “Burası sanayi geçenlerde bir kardeşimiz geldi. Endüstri meslek lisesi mezunuymuş. Torna bölümünde okumuş. İşe alalım dedik. Torna tesfiye tezgahını tanıyamadı. Okul boyunca bir tane torna tezgahı görüp staj yapmamış” diye konuştu.

Şaşırdık mı? Elbette hayır. Ben de İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Bu üniversite Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olmasına rağmen hiç pratik eğitim almadım. Temel Fotoğrafçılık dersinden makine görmeden ezberle mezun oldum. Diyafram nedir. Asa nedir. Işık ayarı nasıl yapılır. Bunların hepsini ezbere bilirdik ama makinayı hiç görmedim.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Erdoğan “güçlü parti” dedi… 21 Ağustos 2018 | 131 Okunma Türksat TL’ye dön… 18 Ağustos 2018 | 5.871 Okunma “Dolarını sat vatanı satma” 14 Ağustos 2018 | 4.112 Okunma ABD’ye teslim olsak kurtulur muyuz? 11 Ağustos 2018 | 4.878 Okunma TRT’ye neden yükleniyorlar? 07 Ağustos 2018 | 7.220 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar