Kırık muhasebe

Seçimlerden önce gitmişiz bir şehre, oturmuşuz bir çay ocağında iki çift lafın belini kırıyoruz dostlarla, konu siyasete geliyor. Masanın etrafındakilerin bir diyecekleri var belli ama hepsi mütereddit. Bir iki...

Seçimlerden önce gitmişiz bir şehre, oturmuşuz bir çay ocağında iki çift lafın belini kırıyoruz dostlarla, konu siyasete geliyor. Masanın etrafındakilerin bir diyecekleri var belli ama hepsi mütereddit. Bir iki cümleyle söze giriyorum, birkaç eleştiri cümlesi sıralıyorum art arda, açılıveriyorlar çiçek gibi, bakıyorum ki hepsi benden dertli. Bir bey amca alıyor sözü mesela. O ildeki adayın, ülkenin ekonomik durumunun, seçim stratejilerinin ötesinde bir şeyler söylüyor, haklı. Okuryazar gençlerin görmediği, bilmediği ve belki de görüp bilip bir sebepten ifade edemedikleri bir şeyleri söylüyor bey amca, bize susmak düşüyor.

Bir dost meclisinde kahvelerimizi yudumluyoruz okuryazar çocuklarla. Gelmesin istiyoruz ama mesele dönüp dolaşıp siyasete geliyor. Lafı geveliyorlar önce, diyecekleri var ama susuyorlar öyle mütereddit. Aslında diyorum iktidarın da yanlışları yok değil, şu meselede şöyle yapmasalardı daha güzel olurdu. Birisi; “O ne ki abi” diyor “asıl problem şurada”, diğeri ondan daha önemli bir yanlışın altını çiziyor hararetle, öbürü bodoslama dalıyor mevzuya bir başka cihetten. Geri çekilip gülümsüyorum, acı. Televizyonlardaki her şeyi bilen yorumcuların bilmediği, görmediği ve belki de görüp bilip bir sebepten ifade edemediği bir şeyleri biliyor bu çocuklar.

Havaalanındayım, uçağın kalkmasına var biraz, kahvemi alıp dışarı çıkıyorum, temiz havada günah işleyeceğim bir kaç nefesçik. İki meşhur simayla merhabalaşıyoruz, neden yoksun ekranlarda diyorlar, Ramazan programı yapmamaya karar verdim, yıl içinde de bir şey yapabilecek kadar kabiliyetli bir adam değilim galiba, diyorum, gülüşüyoruz. Geçen akşam bir haber kanalında izledim sizi diyorum, beni boş verelim de ne olacak memleketin hali? Sorma diyorlar sıkıntı çok, insanlar kırgın, teşkilatlar şöyle, adaylar böyle, mevzu şurada koptu esasında, şu mesele şöyle olmasaydı keşke... Ama diyeceğim ekranda böyle konuşmuyorsunuz hiç, demiyorum, uçakları anons ediliyor, hayırlısı deyip vedalaşıyoruz. Ekrana çıkıp yorum yapan abilerin de bir bildiği varmış diyorum, hatta iki bildiği var: Meselenin ne olduğunu da biliyorlar, bu meseleyi ekranlarda ifade etmemeleri gerektiğinin de farkındalar, vay canına! Keşke teşkilatlardaki dostlar da bilse bütün bunları, düzelirdi belki o zaman bir şeyler.

Bir başka vakit, bir başka şehirde bitirmişiz programı, başkan adayı ve parti teşkilatında görevli arkadaşlarla muhabbet ediyoruz kuliste. Vaziyet nasıl Sayın Başkan diyorum, ne olur seçimler? Ezberlerini tekrarlıyor, büyük laflar ediyor gönle ve belediyeciliğe dair, söylemesi gerekenleri söylüyor sadece. İl başkanına bakıyorum, onda da ezberleri onaylayan yüz ifadesi, iri laflara destek çıkan sözler, başka bir şey yok. İşimiz gereği çok yeri dolaşıyoruz bu sıra diyorum, insanlarla oturup sohbet etme fırsatımız oluyor, eski hava yok sanki, ne bileyim bir kırgınlık, bir küskünlük var gibi. Birbirlerine bakıyor iki başkan, mütereddit, masanın etrafındaki diğer insanların gözleri ışıldıyor ama. Yorulmuşlar inanılmayan ezberlerin tekrarından, bıkmışlar bildikleri doğruları yutkunmaktan, belli. Dozu biraz artırıyorum: AK Parti keşke şöyle şöyle yapmasaydı, bu hiç iyi olmadı. İl başkanı bir şey diyor bunun üstüne, belediye başkan adayı daha öteye taşıyor eleştiriyi. Bakın diyorlar burada biz bizeyiz, ifade edebiliyoruz bunları, başkalarının yanında sonuna kadar savunuruz ama. Şerh bu ve ben “niçin”ini biliyorum bu şerhin. Arabaya biniyoruz, Cihan diyor ki: “Abi sana hayret ediyorum, başka yerlerde biz bizeyken nasıl konuşuyor, ne yorum yapıyorsan, aynısını burada da söylüyorsun ya, helal olsun.” Kardeş diyorum ona, herkes her şeyin farkında, ifade etmekten imtina ediyorlar sadece. Keşke adayların, teşkilatların bildiğini, gördüğünü üst kademedeki yöneticiler de fark etse, ifade etseydi, belki o zaman düzelirdi bu işler.

Pek tanışıklığım yoktur devlet ricaliyle, daha evvel de yazmıştım, Bakanken özel kalemine ulaşamadığım abiler, görevden alınınca bir yerde denk gelirsek üstadım deyu karşılarlar fakiri, hepsi bu. Devletlilerle ancak düğün, bayram, tesadüf olacak ki merhabalaşabileyim. Oldu, merhabalaştık seçimlerden evvel. Nezaketen sordular siz nasıl görüyorsunuz gidişatı, seçimler nasıl olur diye. İnsanlarda müthiş bir motivasyon var efendim, İzmir’i bile alabiliriz bu defa, belediye başkan adaylarında bu seçime kadar böylesine isabetli tercihler yapıldığına şahit olmamıştık, sonuçlar muhteşem olacak, demedim. Lisanı münasiple açtım ağzımı, yumdum gözümü, bildiğim doğruları aklım yettiğince ifade etmeye çalıştım ama sözüm yarıda kaldı. Çünkü devletlu abiler benden daha dertliydi. O da ne ki dediler şu yanlış yapıldı, bunu böyle yapmasak iyiydi, diğeri şöyle yapılsa bambaşka olacaktı, bu işlerde kırılma şuradan başladı, bu saatten sonra şu şu yapılmadan olmaz. Ağzım açık kalakaldım öyle, mütereddit!

Ah dedim, bu abiler bu meseleleri Reis Bey’in yanında da bu netlikte ifade etseler, yahut Reis Bey de bütün bunlardan haberdar olsa, farkına varsa, değiştirmek için bir şeyler yapsa her şey bambaşka olurdu.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Rest 18 Temmuz 2019 | 284 Okunma O adam gelmez! 11 Temmuz 2019 | 523 Okunma Adamlar adam değil 04 Temmuz 2019 | 690 Okunma Muhasebe 27 Haziran 2019 | 435 Okunma Nerede duruyoruz? 20 Haziran 2019 | 301 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar