Fakirin parası zenginin duası

Kurban Bayramı’nın üç gün kadar öncesinde Konya’da bir meczup, bayramlık birkaç parça kıyafet almak için çarşının yolunu tutar. Parası yoktur ama önceki bayramlardan tecrübe ettiği...

Kurban Bayramı’nın üç gün kadar öncesinde Konya’da bir meczup, bayramlık birkaç parça kıyafet almak için çarşının yolunu tutar. Parası yoktur ama önceki bayramlardan tecrübe ettiği kadarıyla esnafın cömertliğine itimadı vardır. Selamın aleyküm deyip bir dükkânın kapısından girer, meramını anlatır mahcubiyetle. Aldığı; “İş yok güç yok evladım bir başka zaman belki” cevabıyla gerisin geri çıkar dükkândan. Bir sonraki mağazaya girer umutla ama hem başı kalabalıktır mağaza sahibinin hem vermeye gönlü yoktur. “Allah versin evladım, haydi bakalım, haydi” diyerek uğurlar o da meczubu. Canı sıkılır, yüzü düşer ama yitirmez umudunu, bir başka mağazaya girer ama nafile. Çaldığı bütün kapılar kapanır birbiri ardınca. Ne garipte umut biter ne esnafta bahane... Daha da eyvallah edesi kalmaz kimseye, “Amaaan” der, “Varsın bu bayram da böyle geçiversin, bunlara ne minnet edeceğim.” Tam çarşıdan çıkacakken son bir mağaza takılır gözüne, girmek istemez pek, bayram sabahı gelir aklına, cesaretini toplayıp dalar içeri, kekeleyerek: “Selamın aleyküm hacım, bayramlık birkaç bir şey bakacaktım, param da yok gerçi.” “Ve aleyküm selam” deyip gülümser hacı abi. Görmüş geçirmiş adamdır, halden anlar, “Bayramlık kolay” der “Gel hele otur bakalım, aç mısın?” Açım der bizimki mahcubiyetle. Hacı Abi seslenir çırağına: “Oğlum oradan iki tandır söyleyin, birer buçuk olsun.” Yüzü güler garibin, yemek bitince bir daha seslenir çırağına hacı: “İki sac arası söyleyiver oğlum, sıcağından şöyle.” Bayramı etmiş kadar olur bizimki, tatlının ardı sıra sade kahveler keyifle höpürdetilir, evet der hacı abi, “Elbise mi diyordun evlat, neydi?” “He hacım, malum önümüz bayram...” Cümlesini tamamlamasına gerek kalmaz, seç der hacı abi, istediğini alabilirsin. Şaşırır bizimki, “Nasıl yani buradan mı, istediğimi mi?” Başını sallar mütebessim; “Tabi evladım, ya nereden seçeceksin?” Bir kat daha şaşırır, alışmıştır zira kendisine deponun yolunun gösterilmesine; malum satılmayan eskiler de depoda olur, defolular, iadeler de.

Sevinçle gezinmeye başlar elbiseler arasında, tezgâhtarlar paralı adamlarla ilgilenir gibi yardımcı olurlar, yüzü güler, bir kat elbise seçer, teşekkür etmek için kasaya doğru yönelir, mutluluktan havaya uçacak gibidir. Hacı Abi çatar kaşlarını babacan; “Ah be oğlum” der, “Bayram üç gün, haydi üzerine bir şey döktün, ne giyeceksin sonra? Seç bakalım bir elbise daha!” Kalbi tebessüm eder, yüzü ışıldar, gerisin geri dönerken, o arada ettiği dualar buradan Kâbe’ye yol olur. Tezgâhtarlar iki elbiseyi de güzelce paketler, poşetleri kaptığı gibi soluğu kasada alır, eve gidip giyecektir elbiselerini, kim bilir kaç defa çıkartıp çıkartıp giyecektir hem de. Hacı Abi’nin keyfi gelir onun gülen yüzünü görünce sarılır boynuna, kaşla göz arasında cebine bir kaç kuruş harçlık sıkıştırır, kapıya kadar uğurlar.

Gözleri dolar garibin, döner hacıya, şöyle gönülden, gökleri sarsacak kadar gönülden, Hacım der; “Allah senden razı olsun.” Âmin der Hacı Abi, cümlemizden...

Meczup çatar birden kaşlarını, açar ağzını, yumar gözünü: Cümlesinin ta…! Senden razı olsun.

Güldüğünüzü görür gibiyim ama bu anlattığım bizim hikâyemiz. Var mı yok mu, şüyuu vukuundan beter mi bilmem ama ekonomik kriz sadece patatesin soğanın fiyatını yükseltmedi, bizim ipliğimizi de pazara çıkardı, haberiniz olsun. Vaktiyle bir Allah dostu, yalnız kalamamaktan şikâyet eden müridine; “Seninki de dert mi evladım” demiş, “tanıdığın zenginlerden borç al, fakirlere borç ver, bak bakalım etrafında kimsecikler kalıyor mu?” Biz de çok yalnızız 2019 Türkiye’sinde farkında mısınız? Kimsenin kimseye el uzatası yok, derdiyle dertlenesi yok, itimadı yok. Hâlbuki Ey Allah’a ibadet eden cimri kardeşlerim! Allah ibadet etmez -haşa- ama verir, isteyene vermek Allah mesleğidir ve ibadetin ta kendisidir! Hüseyin Kutlu hocam, Peygamber Efendimizin borç vermenin güzelliğinden bahsetmesinin akabinde sahabe efendilerimizin Medine çarşılarına çıkarak, yok mu borç isteyen diye nida ettiklerinden bahsetti. Özendiğimiz ahlak; borç vermek için adam ararken içinde bulunduğumuz ahval, borç alacağız diye etrafımızda adam bırakmadı, bu mudur? Sevdiğim bir dostum bu meselelerden konuşurken fıkra diye bir şey anlattı ama bana yaşanmış gibi geldi. Adam kendisinden borç isteyen arkadaşına demiş ki: “Gardaş para bu yahu, can mı ki verek?”

Böyledir bu işler can istesen herkes kardeşindir ama para isteyince herkes kendi babasının oğlu oluverir. Müslümanın parayla imtihanı bahsinde fena çuvalladık dostlar. Sol arka cebimizde değil kalbimizin üstünde taşıyoruz artık cüzdanlarımızı, sosyeteye karıştık. Ârifler parayı sol elle tutan adamları severlermiş. Necis bir şeyi, kendisinden kurtulunmak istenen, varlığı rahatsız eden bir şeyi tutar gibi, sol elinin ucuyla tutan adamları... Bir bakalım mı kendimize, bizde durum ne? Bir caminin giriş kapısının hemen yanına bir levha iliştirildiğini işitmiştim: “Bu cami zenginlerin duası fakirlerin parasıyla yaptırılmıştır!” Güler misin ağlar mısın? Şâh-ı velâyet buyurmuşlar ki: “Şaşarım o cimrilerin haline, dünyada fakirler gibi yaşarlar ahirette zenginler gibi hesap verirler!” Şimdi gül gülebilirsen!

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Nerede duruyoruz? 20 Haziran 2019 | 291 Okunma Şemsiyeler ve ezanlar 13 Haziran 2019 | 128 Okunma Söz söylemek kimin hakkı 06 Haziran 2019 | 122 Okunma Kıl olmadan olur mu? 23 Mayıs 2019 | 260 Okunma Oruç tutma kılavuzu 16 Mayıs 2019 | 557 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar