Dön!

İnsan günah işler çünkü insandır. Melek olmadığı için günah işler insan; tövbe ettiği için hayvan olmaz. Gönülden yapılan bir nasuh tövbeye melekler imrenir; ısrar etmekle sıradan...

İnsan günah işler çünkü insandır. Melek olmadığı için günah işler insan; tövbe ettiği için hayvan olmaz. Gönülden yapılan bir nasuh tövbeye melekler imrenir; ısrar etmekle sıradan hale getirilen günahtan hayvanlar iğrenir. “İnsanız, o halde günah işleyelim” demek değildir bu; bilakis “tövbe edelim ancak tövbe ile insan kalabiliriz” çağrısıdır. Neye tövbe edelim peki? Günahlarımıza. Günah ne? Adam öldürmek, zina etmek, hırsızlık, içki içmek, yalan söylemek gibi şeyler... Bunlar günah, peki günah dediğimiz şey bunlardan mı ibaret? Hayır! Başka neler var? Kibir, hırs, tamah, haset, riya, suizan, dünya sevgisi... Bizim asıl derdimiz bunlardır, diğerleri değil. Ama ne bunların günah olduğunun farkındayız ne de kendimizde böylesi hallerin bulunduğunun. İnsan bilmediği şeye, günah olduğunu düşünmediği şeye, yaptığının farkında olmadığı şeye tövbe eder mi? Hayır! Bizim büyük derdimiz budur işte!

Dert budur diyorum, zira diğer bütün günahlar işte bu günah olduğunu bildiğimizi sandığımız fakat işlediğimizden haberdar bile olmadığımız bu günahlardan doğuyor. Adam öldürmek büyük günah ama dünya sevgisi pek o kadar değil, öyle mi? Tarih boyunca öldürülen insanların kahir ekseriyeti öldürenlerin dünya sevgisi sebebiyle öldürüldü desem ne dersiniz? Hırsızlık büyük günah ama tamah pek o kadar değil, öyle mi? Tamah olmasaydı neredeyse yeryüzünde hırsızlık diye bir şey olmazdı desem, ne dersiniz? Yalan söylemek günah ama hırs ve haset pek o kadar değil öyle mi? Hırs ve haset olmasaydı pek çoğumuz yalan söyleme ihtiyacı hissetmezdik desem ne dersiniz? Görünenle meşgulüz hep; dışla, tenle. Görünmeyenin, içe ait olanın, kalbin uzağındayız. Günahı bedenin yaptıklarından ibaret zannediyoruz, kalbin hastalıklarından haberimiz yok. Hâlbuki o et parçası, o kalp bir kurtulsa hastalıklarından, bedenimizin günaha tahammülü kalmayacak, istesek de günah işleyemeyeceğiz. Ağacın köküne kendi ellerimizle kurtları boca edip neden meyveye durmuyorlar diye dallara sövmekten farksız bizimkisi. Olmaz!

İçki içen içtiğini biliyordur, yaptığının günah olduğunun farkında ise, kurtulmak istiyorsa, nasibi de varsa bir nasuh tövbe eder, geri dönmez bir daha günahına, Tevvâb olan Allah da affediverir. Kibirli kibrinin farkında değildir oysa; hasid hasedinden habersizdir, tamahkârın gözleri kapanır tamahından kendi ahvalini bilemez, harîs hırsının elinden can verir de yine dönmez yolundan. Günah işlediğini bilmiyorsan, işinin gücünün günah olduğunun farkında değilsen neye nasıl tövbe edeceksin? Tövbe etmeden insan kalınamıyorsa, tövbe de ancak günah işlediğinin farkında olanın harcıysa; insan kibrinin, tamahının, hırsının, hasedinin pençesinde kıvranıyor ama bunun farkında olamıyorsa, yavaş yavaş hayvanlaşıp nihayet hayvandan da aşağı düşmez de ne olur? Bizim büyük derdimiz derken işte bundan bahsediyorum.

İnsan neden günah işler diyorsun, nefislerini temize çıkarmak için, şeytan yüzünden diyorlar. Günahını almayın şeytanın. Şeytan ilk günahını işlediğinde henüz şeytan diye bir şey yoktu cihanda. Şeytana günah işleten nefsidir. Dünyayı gördüklerimizden ibaret zannediyoruz; sevabı, günahı, gerçeği gördüklerimizden ibaret. Göremediği bir Allah’a iman eden kişinin görünenlere görünmeyenlerden daha çok itimat etmesini nasıl izah edeceğiz peki? Bir kalbimiz var bizim ve ruhumuz. Ruhumuza ruhundan üflediği günde henüz bir bedenimiz yoktu, gel gör ki günahı yalnızca bedenin işledikleri zannediyoruz. Yazık bize, ayıp bize, yuh bize!

Kalbin hastalıklarını nasıl fark edeceğiz? Doktoruna giderek. O kim? Allah dostu. Şirk değil mi peki araya birini almak? Şirk! Eğer ameliyat olmak için Şâfi olan Allah’ı bırakıp da doktora, para almak için Rezzak olan Allah’ı bırakıp da patrona gitmek şirkse, kalbin hastalıklarından kurtulmaya vesile olur mu umuduyla Allah dostuna gitmek de şirktir elbet. Değilse bu da değil! Bedenimizin hastalığı kadar değer vermiyoruz kalbimize, rızkımız kadar meşgul etmiyor bizi öteler için azık hazırlamak. Kalbin hastalıklarının neler olduğunu, bunların nasıl tedavi edileceğini kitaplardan öğrenebiliriz. Bizde hangi hastalıkların olduğunu, hangi reçeteyi nasıl ve ne kadar kullanırsak tedavi olacağımızı ise ancak ehil bir zatın marifetiyle talim edebiliriz. Kalp krizi geçirecek olsak hemen bir kitap bulup gerekli işlemleri nasıl yapacağımızı okuyarak ameliyat masasına uzanıp kendimizi tedavi etmeye kalkar mıyız? Ahmaklık olur değil mi bu! Kalp krizi geçirsek en fazla ölürüz oysa, fazlası değil. Kalbimizin hastalıkları, bilemediğimiz, göremediğimiz, varlığını bile fark etmediğimiz kalbimizin hastalıkları ise öldükten sonra ebedi âlemde hüsranımızın sebebi olacak, kalkıp doktoruna gitmekten imtina ediyoruz. Olacak iş mi şimdi bu?

İhtifal haftasında Hz. Mevlana’yı anmakla olmaz bu işler, yaşadığın zamanın Mevlana’larına varıp bendelik edebiliyor musun canı gönülden, aşk o zaman aşk! Onların yanına gidip gelmekle kalbimizin hastalıklarından nasıl kurtulacağız? Ben bilmem orasını, Ebû Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin (r.a.) Rabbi bilir. Hace Abdulkadir’in, Şah-ı Nakşibend’in, Hz. Rüfâi’nin, Hz. Mevlâna’nın Rabbi bilir. En çok da tek ve hakiki ‘kul’ olmakla araya kimselerin giremeyeceği “ka’be kavseyn ev ednâ” mülkünün sahibi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ves Efendimizin Rabbi bilir.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Aman ha! 12 Eylül 2019 | 679 Okunma Hangi mahkeme? 05 Eylül 2019 | 457 Okunma La bu din n’etti size? 29 Ağustos 2019 | 1.194 Okunma Kebapçı tayfa 22 Ağustos 2019 | 810 Okunma Boğa boynuzu 15 Ağustos 2019 | 275 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar