Bize elveda!

“Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mizanına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir...

“Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mizanına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, her şeyden haberdardır.”

(Lokman sûresi 16. ayet-i celile meali)

Gün geçmiyor ki vicdanımızı sızlatan yeni bir hadiseyle karşılaşmayalım. Bir gece arabanın arkasına bağlanıp sürüklenen zavallı bir köpek kaçırıyor uykumuzu, bir sabaha babası yaşındaki adamı tekme tokat döven bir insafsızın görüntüsüyle başlıyoruz. Bir an geliyor yemek sofrasından torunu yaşındaki çocuğa musallat olmaya çalışırken yakalanan rezil bir mahlûkun haberiyle kusarcasına kalkıyoruz, bir başka vakit masum hayvanlara zevk için işkence yapan sefil bir varlıkla aynı sıfatı paylaşıyor olmakla kaçıyor iştahımız. Bunlara benzer olayların yeryüzünün dört bir yanında çoktandır yaşandığını bilmez değildik ama ne yalan söyleyeyim böyle şeyler bizde olmaz diyorduk. Bir de baktık ki ortada ne biz kalmışız ne de bizden bir eser... Savrulmuşuz, kaybetmişiz, kaybolmuşuz.

Allah’a kulluğun hemen ardından, mahlûkata şefkat umdesini terennüm eden bir anlayışın mensuplarıydık biz. “Yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler size merhamet etsin” idrakinin varisleriydik. “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” düsturuna ram olmuştuk. Yarın Allah katında sana nasıl davranılmasını istiyorsan bugün Allah’ın yarattıklarına öyle davran diyen bir çağrıya gönül vermiştik. Mekke’ye fetih için girerken yavrulayan bir köpeğin başına zarar görmesin diye iki nöbetçi diken bir peygamberin ümmeti olmakla iftihar ederdik. İmam-ı Gazali’nin vefatından sonra kendisini rüyada gören birisine, sana nasıl muamele ettiler sualine cevaben, “yazdığım kitaplar, eylediğim salih ameller, yetiştirdiğim talebeler hepsi boşa çıkıverdi, dediler ki; hani bir gün elindeki kamışı hokkadan çıkardığında mürekkebin üstüne konan sineğin uçmasını beklemiştin ya, ona duyduğun merhamet sebebiyle seni affettik” deyişiyle gözünden hayret içre yaş dökülen kimselerdik. Bistam’lı Bayezid’in bir karıncayı yuvasına bırakmak için Hemedan yoluna tekrar revan oluşunu şefkat tasavvuruna remz eyleyen bir şuura meftun olmuştuk.

Ne oldu bize, biz ne ara böyle olduk?

Günahkâr bir adamdı hani İbn-i Asfur, elinden illallah etmişti cümle köy ahalisi. Bir gün çarşıda dolaşırken ellerindeki kuşa eziyet eden çocuklar görmüştü de kalbi yumuşamış, Allah için o kuşu kurtarmaya niyet etmişti. Çocukları ikna etmek için uğraşmış, en son para verip o kuşu gökyüzüne salıvermişti sevinçle ve kendisine denilmişti ki: Sen bizim için o kuşu azat ettin, biz de bu merhametine karşılık olarak seni cehennem ateşinden azat ediyoruz. Bu menkıbelerle büyümüştük biz ve buradan hissemizi alırken bütün günahları işlesen de bir kuşu azat ediverir kurtulursun beleşçiliğiyle değil, Allah için mahlûkata gösterilen merhametin ne kadar günahkâr olsak da affa vesile olabileceği hissiyle yapmıştık yorumlarımızı. Günahı basitleştirmek müptezelliğine hiç düşmeden, merhameti yüceltme kıvamına ermişti kalplerimiz bir kalemde.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Aman ha! 12 Eylül 2019 | 679 Okunma Hangi mahkeme? 05 Eylül 2019 | 457 Okunma La bu din n’etti size? 29 Ağustos 2019 | 1.194 Okunma Kebapçı tayfa 22 Ağustos 2019 | 810 Okunma Boğa boynuzu 15 Ağustos 2019 | 275 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar