Güç politikası: Politika gerçeği

Şu soruya objektif ve samimi bir yanıt vermeye çalışalım: Eğer Türkiye “güç politikası”nı uygulamasaydı, uluslararası arenada bölgesel bir aktör olarak varlığını hissettirebilecek, sesin duyurabilecek miydi?

Şu soruya objektif ve samimi bir yanıt vermeye çalışalım: Eğer Türkiye “güç politikası”nı uygulamasaydı, uluslararası arenada bölgesel bir aktör olarak varlığını hissettirebilecek, sesin duyurabilecek miydi?

Bu soru özellikle son günlerde, Doğu Akdeniz-Ege krizindeki gelişmelerin ışığında, güncellik kazanmış durumda.

Kriz sırasında Türkiye, “sert güç” (“hard power”) diye tanımlanan güç kapasitesini sergileyen bir stratejiyi devreye soktu. Resmi beyanlardaki sert çıkışlarla birlikte, sahada askeri kudretini gözlerin önüne seren eylemlere girişti. Örneğin Ege’de ve Doğu Akdeniz’de çok sayıda savaş gemisi ve insansız hava araçlarının da dâhil olduğu hava gücüyle peş peşe tatbikatlar ve savaş oyunları sergiledi. Kendi belirlediği deniz yetki alanları içinde sismik araştırmaları da savaş gemilerinin eşliğinde kararlılıkla sürdürdü.

Ankara bunları yaparken, artık Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterinde, bizzat kendi savunma sanatının ürettiği modern silahlara sahip olduğu, yani Türkiye’nin giderek “askeri bir güç” durumuna gelmekte olduğu mesajını da verdi.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
KKTC’de yeni dönem 20 Ekim 2020 | 196 Okunma Askeri çözüm mü, siyasi çözüm mü? 16 Ekim 2020 | 135 Okunma Rusya: Rakip mi, partner mi? 13 Ekim 2020 | 1.580 Okunma Maraş hamlesi 09 Ekim 2020 | 485 Okunma Belirleyici güç 06 Ekim 2020 | 154 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar