ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Bitmeyen İsrail zulmü!

Bu kaç yüzüncü katliamdır bilmiyoruz ama sonuncu katliam ve yıkım, arkada bıraktığımız pazar gününden bu yana devam edip geldi .

Rahim Er
Rahim Er Türkiye Gazetesi
14 Kasım 2018 | 6.1 K
Bu kaç yüzüncü katliamdır bilmiyoruz ama sonuncu katliam ve yıkım, arkada bıraktığımız pazar gününden bu yana devam edip geldi.
Son katliamın hikâyesi şöyle:
Pazar günü İsrail ordusundan özel kuvvetlere bağlı bir grup asker, sivil kıyafet ve sivil bir arabayla Gazze sınırından sızarak 3 km derinliğe kadar ilerlemiş.
Bu noktadayken Hamas kuvvetlerinin onları fark etmesiyle çatışma çıkmış. Bu çatışmada Filistin, 7 şehid verirken 1 İsrail özel kuvvetler mensubunu öldürmüş.
Yaşanan sınır ihlali ve 7 kayıp verme sebebiyle Hamas ve İslami Cihad’ın da aralarında olduğu Filistin Direniş Güçleri, pazartesi günü İsrail’e roket atışları yapmışlar. Bu sözde roketlerle bir İsrailli asker ağır yaralanmış.
Bu yaralanma, pazartesini salıya bağlayan gece İsrail’in Gazze’ye jetlerle saldırıp şehri bombalamasına mazeret gösterildi.
Sivil binalar, el Aksa televizyonu ve birçok yer ölçüsüz, insafsız ve vicdansızca bombalandı.
Gün ışıdığında ağır hasar görüldü. Birçok mahalle enkaz yığınına dönmüştü.
Her türlü harpte mektepler, hastaneler, halkın yaşadığı mahalle ve ticaret yaptığı çarşılar, basın-yayın kuruluşu bombalanmaz.
Fakat İsrail, kendinden gayrısını insan saymadığı için bu kaideye riayet etmiyor. Son örnek de bu vahşet oldu. Böylece birçok binada yangın çıkmış, birçoğu yerle bir olmuş ve 6 şehid ve 25 yaralı verilmişti.
Görüldüğü gibi olay, İsrail Özel Kuvvetlerinin Gazze’ye izinsiz olarak girmesiyle başlamıştır. Hâl bu iken ve Filistin iki gün içinde 8 ölü ve birçok yaralı vermişken dünya bu katliam ve faciayı seyretmiştir. Aksini düşünelim. Filistinliler, sınır tecavüzünde bulunarak 7 İsrail askerini öldürselerdi vaziyet ne olurdu acaba?
Dünya ayağa kalkardı.
Şimdi ise BM/Birleşmiş Milletler Teşkilatı, sanki eşit kuvvetler varmış gibi “taraflara itidal çağrısında bulundu.” İİT/İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan ise çıt çıkmıyor. Batılı-Doğulu söz sahibi başkentler oralı bile olmuyor.
Hakikat şudur:
-BM Güvenlik Konseyi’nin yapısı değişmedikçe, -Sermaye, Yahudi’nin elinde oldukça, -Dünyanın etkili medya güçleri Yahudi’nin güdümünde bulundukça...
-Washington, Londra, Paris gibi daha nice karar vericiler ve karar alıcılar İsrail’in arkasında durdukça, -Bazı sözde Arap devlet yöneticileri, Batılı efendilerinin gözünün içine baktıkça, onların imasını emir telakki ettikçe, -İslam âlemi başsız ve dağınık kaldıkça, -Liderleri kendi içinde bölünmüşlük yaşadıkça bu Filistin, kan kaybetmeye, vicdanlı Müslümanlar gözyaşı dökmeye devam eder...
Stalin, Kırım Tatar Türkleriyle Ahıska Türklerini 1944’te bir gece içinde topraklarından kazıyıp sürmüştü.
Trump da 2018’de bir gün Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak Amerikan sefaretini Tel Aviv’den mukaddes Kudüs’e naklettirdi.
Suudi Veliahd Muhammed bin Halid ise Filistin devlet reisi Mahmud Abbas’a “bizim Filistin diye bir davamız yok! İsrail’le anlaşın. Gelin Sina’da devletinizi kurun!” deme küstahlığını göstermişti. Böyleleri güçlünün elini öper, mazluma darbe indirirler.
Dünya bir sabah şöyle bir felaket manzarasına uyanır mı?
Önde kadın, çocuk, genç yaşlı Filistinli kafileler, arkada koalisyon güçlerinin tankları, havada helikopter ve jetler!
O ne?
-Filistinliler yeni vatanları Sina Çölü’ne nakledilmekte. Burada devlet kurup Ürdün’le Konfederasyona gidecekler!
-Hayal mi?
Öyle olsun isteriz.
Ne var ki temenniler, tehlikeleri ortadan kaldırmıyor.
Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER