Osman Kavala: İsnat var, delil yok

Bilen bilir, Gezi ile ilgili duruşum belli. Gezinin zararsız bir protesto hareketi olduğuna inananlardan değilim, hele de yakıp yıkma, kamu malına ve özel mülke zarar verme, sokakları yangın yerine çevirme, kaldırım...

Bilen bilir, Gezi ile ilgili duruşum belli. Gezinin zararsız bir protesto hareketi olduğuna inananlardan değilim, hele de yakıp yıkma, kamu malına ve özel mülke zarar verme, sokakları yangın yerine çevirme, kaldırım taşlarıyla sözümona savunma yapma cürümlerine “gençler biraz heyecanlandı, biraz eğlendi işte” deyip geçemiyorum.

Öte yandan bu, Gezi’yle bağlantılı bazı davalarda varolan sorunları görmemi engellemiyor. Sözgelimi Osman Kavala’nın durumu. Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve tutuklandı. İddianame ise, neredeyse 1 yıl süren tutukluluktan sonra tamamlanabildi. Kavala hapisteki ikinci yılını bitiriyor ve davanın geçtiğimiz hafta görülen ikinci duruşmasında da, oyçokluğu ile tutukluluğunun devamına karar verildi.

Osman Kavala’ya isnat edilen suç, “anayasal düzeni ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs veya görevini yapmasını engellemek”. Kavala ve diğer sanıklar Gezi Parkı protestoları döneminde göstericiler tarafından işlenen “mala zarar verme” kapsamındaki suçlardan da sorumlu tutuluyor. Yöneltilen suçlamalar sahiden çok ağır, gelgelelim iddianamede bu suçları delillendirecek somut materyal neredeyse yok. Kavala’nın Gezi eylemlerini finanse ettiği ve örgütlediği ileri sürülüyor ama delil diye sunulan telefon kayıtlarının tamamı protestolar başladıktan sonra yapılan görüşmelerden oluşuyor. Ayrıca iddianamede Kavala’nın herhangi bir yere para aktarımı yaptığına dair bir delil de yok.

Diyelim ki suçlamalar doğru, Osman Kavala sahiden Gezi’yi finanse etti ve örgütledi! Savcılık makamı bunu somut delilleriyle ortaya koyamadıktan sonra, yani Kavala’nın bahsi geçen suçu işlediği ispat edilemedikten sonra, Türkiye eğer bir hukuk devletiyse, devletin Kavala’yı kilit altında tutma gibi bir hakkı olamaz.

İddianamede, Osman Kavala’nın eylemcilerle telefonda görüştüğü ve onlara gaz maskesi ve gözlük almak için bağış yapacağını söylediği telefon görüşmeleri de, “Gezi’yi finanse ettiğine” yönelik isnadın bir kanıtı olarak sunuluyor. Ünlü işadamının Gezi Parkı’ndaki eylemcilere sandalye sağlaması da “finanse etmek ve örgütlemek” suçlamasına delil olarak dosyaya konmuş. Doğrusu, o dönem Gezi’yi desteklemeyen o kadar az sayıda insan kalmıştık ki; gezicilere sempati duymak, onlara yardım etmek, gazdan korumak için onlara işletmesinin kapısını açmak, su ve gıda takviyesinde bulunmak gibi şeyler tuhaf gözükmemeye başlamıştı gözümüze. Bu suçsa yani, o dönem bu suçu çok kişi işledi.

Bir de hukuk nazarında suç bireyseldir, diye bilinir. O kaos süreci devam ederken, mala zara verenler polis tarafından anında yakalanmalı ve cezaları da mahkemeler tarafından kesilmeliydi. Kaldırım taşlarını söküp, İETT otobüslerini yakanlar, sokaklara parkedilmiş özel mülk olan araçları hurdaya çevirenler elbette cezasız kalmamalıydı; maskeli değillerse, tespit edilebilir durumdalarsa devletin onları derdest etme ve cezalandırma hakkı hala var. Fakat, o süreçte işlenen mala zarar verme suçları, neden Gezi davasındaki sanıkların vermesi gereken bir hesap oluyor, anlamak zor. Başkasının işlediği suçun hesabını vermek, ne zamandan bu yana hukuk ilkeleri arasında yeralıyor?

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
“Keşke bir ömrü daha adasam bu yola” 04 Eylül 2019 | 155 Okunma “Başörtüsünü kitlelere yaymak için Rabbim’e dua ettim” 30 Ağustos 2019 | 2.335 Okunma Emine Bulut cinayetinin gösterdiği 28 Ağustos 2019 | 2.186 Okunma Yanan ormanlarımız 23 Ağustos 2019 | 79 Okunma Gençlerin göçü 16 Ağustos 2019 | 318 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar