Alman vatandaşı olmak isteyen öğrenci

Üstünden geçti, ama bu da zamansız konularımızdan biri olduğu için yazmakta geç kalmış sayılmam. 23 Nisan’da kendisine akademik hayalini soran sunucuya “Köln Üniversitesi’nde okuyup, Alman...

Üstünden geçti, ama bu da zamansız konularımızdan biri olduğu için yazmakta geç kalmış sayılmam. 23 Nisan’da kendisine akademik hayalini soran sunucuya “Köln Üniversitesi’nde okuyup, Alman vatandaşı olmak istiyorum” diyen Darüşşafaka öğrencisi kız çocuğundan bahsediyorum. Masumca söylenen bu hayal, ilkin herkesi çok şaşırttı. Daha sonra ise, bazısı bunu, “siyasal iktidar Türkiye’yi mahvetti, zeki ve başarılı çocuklar bu ülke için bir şeyler yapma hevesini kaybetmiş durumdalar, tüm hayallerini ülkeden kaçmak üzerine kuruyorlar” şeklindeki o bildik AK Parti karşıtlığına malzeme etti. Bir kısım ise minik öğrencinin sözlerini “Çocuk da haklı, ilericiyiz Atatürkçüyüz diyen partinin üyelerinin bir kısmı Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yaptığını ima ederken, bir kısmı da teröristleri övüyor. Kaçmak isteyecek tabi ülkeden” şeklindeki CHP karşıtlığına tevil etti.

Bu yaklaşımların ikisi de yanlış, zira sözkonusu durum gündelik siyasetle değil, kökü mazide olan derin bir aşağılık kompleksiyle ilgili.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında çerçevelenen, sınırları Atatürk ilkeleriyle belirlenen modern Türkiye ideolojisinde Osmanlı, redd-i miras edilir, Araplar Türkleri arkadan vuran hainler olarak bellenir, eski yazı yerine Latin harfleri konulur, sosyal yaşamda ise geleneksele karşı modernizm tashih edilir. Aynı ideolojiye göre “muasır medeniyetler”in adresi olarak Batı bir hedef ve idealdir, Türkiye’nin temel ülküsüdür, ama bu ideolojideki Batı medeniyeti vurgusu asla “aşağılık kompleksi” seviyesinde, kendine düşman olmaya giden bir hayranlığa varmaz. Zira Atatürk’ün kurmak istediğinin “özgür ve bağımsız bir Türkiye” olduğu; eğitimli, aydın, modern ama aynı zamanda kişilikli bireyler yetiştirilmesi gereği tüm metin ve konuşmalarında açıktır. Bu yüzden, -o kıssada anlatıldığı gibi- Türk milletine “uşaklığı” yakıştırmaz Mustafa Kemal; bu yüzden kimlik çimentosunu Türk ırkı üzerinden karmaya çalışır, kurduğu siyasi partinin altı okundan birini de “milliyetçilik” olarak belirler, bu ideolojinin öğretisine göre Türk boyun eğmezdir, vesair…

Gelgelelim, teoride mükemmel olan pratikte çuvalladı; Araplara düşmanlık, Osmanlı bakiyesini inkâr konusunda bir sıkıntı yaşanmadı; ama ne olduysa oldu Batı’yı örnek alma işi biraz abartıldı; hayranlığın bile ötesine geçildi, hatta bazılarında vahamet noktasına varıldı. Bir vakitte, The Guardian’da çıkan bir haberi, hesabını mentionlayarak eleştirdiğim için bana diş gösteren, dahası saldıran bir sosyal medya kullanıcısı kadının The Guardian’ın sözkonusu tweetinin altına yazdığı yorumu hiç unutmuyorum, mealen “bakın Özlem Albayrak’a nasıl cevap verdim, belki bana bir ödül vermeyi düşünürsünüz” şeklinde bir anlam çıkıyordu. Okuduğumda kulaklarıma dek kızardığımı, satırlara sinmiş fino köpeği performansından dolayı o kişinin yerine bizzat utandığımı hatırlıyorum.

Elbette bu örnek herkesi kapsamıyor ama bazılarının kompleksinin vardığı noktayı göstermesi açısından da çok acı. Bilirsiniz, hele de Kuzey ve Batı Avrupa ülkeleri ve ABD karşısında genellikle derin bir hayranlık duyulur, Türkiye’nin geri kalmış olduğu düşünülür, bazıları Doğuya dair ne varsa toptan nefret eder, hatta bunlardan bir kısmı kendi milletinden tiksinir. Ama “beyaz kibri işte” deyip geçmek için fazla karmaşık bir meseledir bu, zira AK Parti iktidarı başladıktan sonra aynı imkânlarla tanışmaya başlayan muahafazakar, dindar ailelerin çocuklarının da aynı imtihanı başarıyla geçebildiklerini söylemek zor. Elbette bu yeni kuşakların, Doğuya dair ne varsa hepsinden nefret ettiğini söyleyemeyiz; yeni kuşakların beyaz Türklerle ayrıştıkları noktalar ve kesişim kümeleri var; ama sonuçta Batı karşısındaki o eski ve derin aşağılık kompleksinin hâlâ yer yer sürdüğünü sanırım gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz...

Durum buyken, bu sarmal böyle sürüp giderken, 23 Nisan’da ekrana çıkan bir çocuğun Almanya’da okuyup Alman vatandaşı olmak istemesini neden bu kadar yadırgadığımızı da anlamak zor doğrusu. Sırf istediği hükümet işbaşında olmayınca, “defolup gideceğim bu berbat ülkeden” diye karalar bağlayan da; seçimlerden istediği sonuçlar çıkmayınca milyonlarca seçmene “aptal”, “koyun” diyen de, aramızda olan insanlar değil mi?

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Karşılaşma 19 Haziran 2019 | 68 Okunma CHP aynı tas aynı hamam 14 Haziran 2019 | 1.526 Okunma VIP hadisesi 12 Haziran 2019 | 1.877 Okunma Seçim söylentileri 07 Haziran 2019 | 1.292 Okunma Kapatalım artık bu S-400 bahsini 05 Haziran 2019 | 1.259 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar