Tasavvuftan safsataya, bid’attan batıla...

Özkan Gözel, hak kelimesinin, anlam ve muhtelif kiplerinin izini sürerek, “Özne, Dil, Hak-ikat” merkezli incelemesinden şu özete ulaşıyor:“Hak-ikat’in bir yandan ve nihaî karakterde Hak ile (ontolojik veya trans-ontolojik ilke)...

Özkan Gözel, hak kelimesinin, anlam ve muhtelif kiplerinin izini sürerek, “Özne, Dil, Hak-ikat” merkezli incelemesinden şu özete ulaşıyor:

“Hak-ikat’in bir yandan ve nihaî karakterde Hak ile (ontolojik veya trans-ontolojik ilke), diğer yandan Hakk-an-iyet ve Hukuk ile (Toplumsal’ın ilkesi) etimolojik bağlantısı vardır; ama daha da önemlisi bu iki kavram arasında, etimolojinin ve epistemolojnin ötesinde, dolaysız ve aslî semantik – metafizik bağlantılar vardır: Yalnızca bir iki örnekle yetinirsek, mazlumdan / mağdurdan / masumdan yana olmak ve onlar uğruna çaba göstermek zorunlu olarak ve sırf bu nedenle Hak’tan / Hakikat’ten yana olmak anlamında geldiği gibi; ‘Bir boynu kurtarmak’, yoksula, yetime, yolda kalmışa... infak etmek, muhtaç biri söz konusu olduğunda karz-ı hasende bulunmak vs. de Hak ve Hakikat uğrunda olmak anlamına gelmektedir. (Mâide, 5/89 vd.; Zâriyat, 51/19, Bakara 2/215 vd.; Bakara, 2/245 vd.); Kendiliğe, Özneliğe gelince, (...) onun hakikatini hakkıyla tahakkuk ettirmesi Hak-ikat uğrunda ve/veya Hakk-aniyet çerçevesinde mümkün olabilmektedir ancak. Keza, Hak-ikat (dolayısıyla da hakk-aniyet) hakikatli özneliğin ilkesi ya da özneliğin hakiki misdakı olmaktadır.

Öznelik dediğimiz şey, bir kerede ve en başta verilmiş tözsü bir zihniyet (entité) değildir: Hak’tan gelir gelmesine ve fakat tutulan hakikatli yolda gösterilen içtenlik, doğruluk ve sebatla, keza bu uğurda yapılan iyiliklerde bir anlamda hakedilen bir şeydir, son tahlilde liyakat meselesidir. Bu söylenenler, özneliğin temel metafizik-ahlakî anlamını açık kılmaya yöneliktir.

Bu izahattan da anlaşılacağı üzere hakikat, gerçeklikle örtüşmese de ondan bağımsız değildir hiçbir biçimde. Salt soyut, tümüyle teorik ve hayattan uzak, uçuk bir kavram ya da hâdise değildir hakikat. Nitekim hakikat kaygısı (ve/veya saygısı) dediğimiz şey de esasen özenliğe ilişkin – yukarıda işaret ettiğimiz metafizik – ahlakî temelde başlar ve gelişir. Hakikat derdiyle meşbu olma, salt zihinsel bir faaliyet olmanın çok ötesine geçerek beliğimizin derinliklerine iner ve oradan hayatımızın bütününe yayılır, ama aynı zamanda bizi mevcut durum’dan memnuniyetsizliğe sevk edip olası olan’a uyandırır: Olası olan’a yani olabilir olan’a hem de olması umulan’a, giderek de olması gereken’e...”

Gözel’in bu önemli tespitleri dahil, baştan beri mümkün olabildiğince hak(ikat) ve ahlak terimlerinin nazariyatını konuşabildiğimize göre, artık ilgili pratikleri de konuşabiliriz.

Suad el-Hakîm, İbnü’l Arabî’nin insan-ı kâmili “varoluşta Hak ve halk arasında bir berzah olduğu gibi, ilim ve marifette de âlem ve Hak arasında bir berzah” olarak ntelediğini söylemişti.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Ağır bir kelime: Demokrasi 14 Nisan 2019 | 165 Okunma Kayyum yerine doğrudan belediye başkanı atanamaz mı? 12 Nisan 2019 | 191 Okunma Tarihsiz tarih: İslam sanatı 07 Nisan 2019 | 31 Okunma Çukurca’da yaşamak 05 Nisan 2019 | 167 Okunma Bir huzur resmi: Çukurca 02 Nisan 2019 | 142 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar