Sanat ve dünya görüşü

“Ölüm” der Gilles Deleuze, “Maddi bir hal değildir; tam tersine, bütün maddeden feragat etmesi itibariyle, saf bir forma, zamanın boş formuna karşılık gelir. (Zamanı doldurmanın bir aracı olarak tekrarın...

“Ölüm” der Gilles Deleuze, “Maddi bir hal değildir; tam tersine, bütün maddeden feragat etmesi itibariyle, saf bir forma, zamanın boş formuna karşılık gelir. (Zamanı doldurmanın bir aracı olarak tekrarın ölü bir maddenin dış kaynaklı özdeşliğine tabi kılınması ile ölümsüz bir ruhun iç kaynalı özdeşliğine tabi kılınması arasında hiçbir fark yoktur.) Zira ölüm olumsuzlamaya indirgenemez; karşıtlığa dayanan olumsuz gibi sınırlamaya dayanan olumsuza da indirgenemez. Ölüme prototipini veren şey, ne maddenin ölümü hayata dayattığı bir sınırlama ne de madde ile ölümsüz hayat arasındaki karşıtlıktır. Ölüm, daha ziyade, problematiğin son formudur, bütün yanıtların sonrasında ve ötesinde varlığını sürdürüşünün işareti ve bütün olumlamaların beslendiği bu varlık(olmayan)ı tayin eden Nerede ve Ne zaman?’dır.” (Fark ve Tekrar)

Ahmet Güneştekin’in Ölümsüzlük Odası’na, yine Deleuze’ün kelimeleriyle, problem ve onun koşullarından oluşan kümeye “problematik” denmesinden hareketle baktığımızda, onun ölüm problematiğiyle ilişkisini konuşmak durumundayız.

Bunu derken, nazariyatın, sanat eylemiyle eşitlenmesini kastetmiyorum. Zira, nazariyatta ilk çıkış noktası akıl iken, sanat eyleminde hayaldir. Buna rağmen sanat eylemi nazariyattan beslenirken, kendi koşullarından oluşan problematiği de özenle gözetir.

Öyleyse, şu soruyu sormalıyım: Yukarıdaki tanımıyla ölümün, Ölümsüzlük Odası’yla madde üzerinden temsili ve salt ona mahsus imgelerle hayatın karşısına koyulması ve daha da önemlisi ilk bakışta seyredene (alımlayana) “Nerede ve Ne zaman?” sorularını sordurmayacak kadar genelleştirilmiş olarak, benim değil başkalarının ölümüne dair bir gerçekliği (benden) uzak bir yere yerleştirmesi, nazariyat ile sanat eylemine mahsus problematiğin kendi koşulları içinde nasıl bir yer tutar?

Burada, ikili bir problematikten söz ettiğimiz halde, iki problemin içiçe geçmesi, yeni bir problematiği beraberinde getireceğinden, daha baştan buna verilecek cevabın kendi içinde bir kısırdöngüye dönüşmesi de kaçınılmaz olacaktır.

Diğer bir söyleyişle, “Ölüme prototipini veren şey...” mezkur karşıtlıklar değilse, Ölümsüzlük Odası üzerinden Bellek Alfabesi’nde işlenen ölüm olgusunun hafıza - hatıra (hikaye) - hayal kelimeleriyle tefsiri de mümkün olmayacaktır.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Suudi Krallığı’nın Türkiye korkusu 15 Ekim 2019 | 727 Okunma Filibeli Ahmed Hilmi diyor ki 13 Ekim 2019 | 183 Okunma Ölüm imgeleri 08 Ekim 2019 | 30 Okunma Sanat ve dünya görüşü 06 Ekim 2019 | 56 Okunma Ahmet Güneştekin’in Ölümsüzlük Odası 04 Ekim 2019 | 61 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar