ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Pepuk kuşunu bilir misiniz?

Güneydoğu'da pepuk kuşunun acıklı hikâyesi anlatılır .

Nihat Hatipoğlu
Nihat Hatipoğlu Cevapla TV
10 Ağustos 2018 | 120

Güneydoğu'da pepuk kuşunun acıklı hikâyesi anlatılır. İlginç ve ders verici bir hikâye. Aslında hikâye de değil, bir efsane.
Bir masal. İki kardeşin acıklı, garip, ürperten ve ama ders veren hikâyesi. Belki doğruluk payı yoktur. Zaten en başında 'efsane' kelimesini ondan koyduk.
Güneydoğu'da yetişen 'kenger' bitkisini bilirsiniz. Dağlarda karlar eriyince çıkar. Soyulup yenir, yemeği yapılır, sakızı yapılır. Kenger sakızını mutlaka duymuşsunuz. Halk baharda dağlarda, ovalarda kenger toplamaya gider. Yol boylarında çuvallar içinde kenger satan gençler-çocuklar görürsünüz oralarda.
Konumuzun kahramanı olan Pepuk kuşu da üzgünlüğü, korkaklığı, garipliği, mahcupluğu, pişmanlığı simgeliyor.
Şimdi bu ders verici 'efsane' yi özetleyelim. Ve neden konu edindiğimizi belirtelim.
Bir dağ köyünde bir baba, bir anne ve biri kız biri erkek çocuğu iki evlat beraber yaşarlarmış. Çok mutlu bir aileymiş. Abla küçük kardeşini sahiplenir karı-koca da birbirlerine âşıkmışlar!
Sonra bir gün bu tılsım bozulmuş. Anne hastalanmış ve ölmüş. Huzur, mutluluk ve güzel günler geride kalmış. Tabii evde aş pişirecek biri olmayınca baba evlenmiş. Ama gelen bu üvey anne, çocukları hiç sevmediği gibi düşmanlık eder, fırsat buldukça zulüm de yaparmış. Çocuklar da bu kötü niyetli üvey anneyi korkudan şikâyet edemezlermiş! Baba evden çıkınca evdeki acı ve ıstırap da başlarmış çocuklar açısından.

Dağdan kenger toplayın
Babanın evde olmadığı bir gün kötü niyetli üvey anne çocukların eline kazma, bıçak ve torba verip dağa kenger toplamaya göndermiş. "Boş gelirseniz dayaktan dayak beğenin" demiş.
İki küçük çocuk dağa gitmişler. Erkek kardeşinin sırtında torba ablanın elinde bıçak ve kürek, kenger toplamaya başlamışlar. Abla kengerleri torbaya atarmış. Akşam olunca ikisi de yorgun bir şekilde torbanın dolup dolmadığına bakmışlar. Bir de ne görsünler meğer torba bomboşmuş.
Abla küçük kardeşine kızmış! Oburca yedin değil mi kengerleri deyince, küçük kardeş yemin etmiş. Vallahi senin verdiğinden başka bir tane dahi yemedim demiş. Ablası evde yiyecekleri dayağı düşününce kardeşine kızmış, yalan söylüyorsun, bak şimdi evde başımıza neler gelecek demeye başlamış. Annemiz bizi dövecek, sövecek. Bize işkence edecek.

Karnımı yar bak
Küçük kardeş ablasını inandıramayınca; 'İstersen karnımı yar bak! Sadece bir kenger bulacaksın!' Abla da tamam demiş. Elindeki bıçakla kardeşinin karnını yarmış! Hakikaten sadece bir kenger varmış içinde. Peki nerede topladıkları kengerler?
Abla bir daha bakayım torbaya demiş ve eline alıp iyice bakmış! Bir de ne görsün kötü niyetli üvey anne onlara bilerek delik torba vermiş ki, akşam onlara eziyet edebilsin. Dikkatle bakmış abla. Bütün kengerler yerlere saçılmış. Altı delik olan torbada toplanan durmaz ki.
Abla kan kaybeden kardeşinin durumunun kötüleştiğini görünce karnını dikmeye başlamış ama gücü yetmemiş buna da. Ve kardeşi ölmüş. Kardeşinin acısıyla kıvranan abla ağlaya ağlaya kardeşini oradaki pınar suyundan yıkayarak oraya gömmüş. Başucuna da bir fidan dikmiş. Vicdan azabıyla abla şöyle dua etmiş.

Allah'ım beni pepuk kuşu yap
Allah'ım! Beni pepuk kuşu yap. Dağlara, ormanlara uçayım. Sürekli kendime kızayım ve kardeşimi öldürdüm diye kendimi suçlayayım.
Yüce Allah da -efsane ya- bu kızı pepuk kuşu yapmış. Artık hep acı acı ötermiş. Dağdan dağa konar kendini suçlarmış. Ben kardeşimi öldürdüm diye ağıt yakarmış.
Pepuk kuşunun hikâyesi böyle. Adı üzerinde efsane. Ama ders veren ve kendi adımıza ibret alıp, çıkarımlarda bulunabileceğimiz bir efsane.
Mevsim bahar olunca, kengerler yerden çıkınca pepuk (perişenlık, üzgünlük, zavallılık) kuşu başlarmış ötmeye.
Peki ne diyor pepuk kuşu öterken:
Pepuk kekuç (abi veya küçük kardeş) - Kim yaptı?
- Ben yaptım!
- Kim öldürdü?
- Ben öldürdüm!
- Kim yıkadı?
- Ben yıkadım.
- Vah vah vah... diye feryat edermiş.

Bize hep delik torba verdiler
İslam'dan, dinden, kardeşlikten nefret eden iç ve dış odaklar; iki kardeşi birbirine vurdurmak için -iyi üvey anneleri tenzih ederim- üvey annenin planlayarak yaptığı gibi kardeşlerin eline yükünü tutmayan, ürününü vermeyen delik malzeme verdiler.
İslam beldeleri aslında içi boş bir hayalin peşinde koşturdular. Biz bir şeyler devşiriyoruz, diyerek sevinirken altı olmayan delik bir torbaya geleceğimizi, ümitlerimizi ve umutlarımızı yığmışız meğer. İslam ülkelerinin ovalarına, ürününe, ellerindeki torbalarına bile göz diktiler. Çoğunu onlar alıp aza razı ettiler. Artık, elimize tutuşturulan yalanları, anne gibi görünüp yok oluşumuzu hazırlayan kötü niyetlileri iyi tanımalıyız. Yoksa bir ömür Pepuk kuşu gibi haykırıp duracağız.
Oyunları bozarak, birbirimizi sararak, tahammül göstererek, sureti haktan görünen dibi yırtık cambazları görerek, elimize dibi olmayan torba tutuşturanların oyununu bozabiliriz.

***

Sonra mezara kadar hutbeye çıkmadı
Emevilerin adil halifesi, Hz. Ömer'in de torunu olan Ömer bin Abdülaziz minbere çıktı. (Bu zat, hadislerin derlenmesi için büyük hizmet etmiş, kendisine hadis rivayet edenleri şaşırtacak kadar derin hadis ilmiyle karşılık vermiştir.)
Minberde şöyle konuştu:
Allah'a hamd ederim. Resulullah'a da salat ve selam olsun. Bundan sonra;
Ey Cemaat! Bugün elinizde olanlar, daha öncekilerden size kalanlardır. Daha öncekiler nasıl terk ettilerse, size bırakanlar da öyle bıraktılar. Dikkat edin siz de sabah ve akşam yola çıktınız. Kaderinize yürüyorsunuz. Yarın yastığı olmayan bir çukura uzanacaksınız. Her şeyi terk edeceksiniz.
Başkalarından aldığınız dünyalıklar sizin de elinizden çıktı. Dostlar ayrılıp gittiler. Sizi toprağa bıraktılar. Şimdi hesap başladı. Ahiretine bir şey göndermeyen hesabın fakiri oldu. Halbuki dünyada nice imkânı vardı. Onu mirasçılara bıraktı.
Bunları söyledikten sonra cübbesinin ucunu kaldırdı. Gözyaşlarını sildi. Sonra bir daha mezara girinceye kadar minbere çıkmadı. Allah'ın selamı ona olsun.

***

Onurlu bir kadın keşke hiç olmasaydım
Hicretin 58. yılı olduğu tahmin ediliyor. Yaşı 70'in üzerindeydi. Hadis ilminde zirveydi. Tek başına ordu idare etti. Vefat hastalığında sordular. Seni Resulullah'ın yanına gömelim mi? Hayır dedi. Beni Medine mezarlığındaki kardeşlerimin yanına gömün. Baki mezarlığına gömülmeyi vasiyet etti.
Hastayken bacısının oğlu yanına girdi. Şöyle dedi: Anneciğim! Abbas'ın oğlu Abdullah seni ziyaret edecek. Gelmesin dedi. Kardeşi oğlu ısrar etti.
Abdullah bin Abbas, çok salih bir insandır. Müsaade etsen. İstersen müsaade et, gelsin.
Abdullah bin Abbas (r.a.) girince, Hz. Aişe'ye şöyle dedi. Anneciğim seni müjdeliyorum. Ne için diye sordu. Abdullah şöyle konuşmaya devam etti; Hz.
Resul'e ve sevdiklerine ulaşmana engel olan ruhundu. O çıkınca, sevdiklerine ulaşacaksın.
Sen Resulullah'ın en sevdiğiydin. Teyemmüm ayeti senin sayende indi. Senin hakkında Yüce Allah ayetler indirdi. Cebrail yedi kat göğün ötesinden senin iffetin hakkında tertemiz ayetlerle geldi."
Hz. Aişe dinledi. Sonra şöyle dedi; Abbas'ın oğlu! Beni kendi halime bırak! Beni yaratan Allah'a yemin ederim ki ben bugün bir kenarda unutulmuş olmayı, hiç olmamış olmayı arzu ederdim.
Sorumluluk duygusu. Hesap korkusu. İman azaldıkca basit görünür. İman ve marifet çoğalınca korku ve ince hesap duygusu çoğalır. Hz. Aişe'nin dediği gibi Keşke hiç olmasaydım. Keşke bir kenarda unutulsaydım.
Hz. Aişe; Efendimiz'in (s.a.v.) yanına gömülmek istememe sebebi olarak şunu belirtmişti: O'nun vefatından sonra karışmamam gereken bazı siyasi olaylara karıştım. Artık onun yanında gömülme hakkına sahip değilim.

***

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER