ÇOK OKUNAN YAZARLAR

'Gelenekçilik' bahane, 'tekfir keyfi' şahane!

Sosyal medyada linç ve hedef gösterme eğilimi son üç dört yıldır ivme kazanan bir durum .

Nihal Bengisu Karaca
Nihal Bengisu Karaca Habertürk Gazetesi
25 Aralık 2018 | 7.0 K

Sosyal medyada linç ve hedef gösterme eğilimi son üç dört yıldır ivme kazanan bir durum. Giderek sistematik hale geliyor ve hatta sözü beğenilmeyen adamların/kadınların mümkünse hiç konuşmamasını garanti alma amacıyla "devlete" şikayet edilmeleri şekline bürünüyor.

Konu din olduğunda, konuşan ilahiyatçı olduğunda ve dini anlamaya çalışırken ana akım/"gelenekselci" çizginin dışında misal "tarihselci" ekole yakın duran biri konuştuğunda iş daha çirkin bir hale geliyor.

Bunun son örneği ilahiyatçı/akademisyen Mustafa Öztürk’ün geçmişte yaptığı bir konuşma dolayısıyla yaşandı.

Sosyal medya ellerinde meşalelerle meydanları doldurup handiyse "Kelle isterük" diyen çığıran simalarla doldu. Pek çoğu Öztürk’ü dinden çıkmış sayıyor, kimi Diyanet İşleri’ne şikayet ediyor, kimi "Bu adam şu üniversitenin şu fakültesinde çalışıyor, düşünebiliyor musunuz?!” diyerek tehlikenin farkında olup olmadığımızı sorguluyordu.

Mustafa Öztürk bu kadar tehlikeli, anlaşılmaz ve zararlı ne yapmıştı dersiniz?

“1400 yıllık İslam yalanı, Allah yok, kesin bilgi” diye tivit mi atmıştı?

Peygamberimizin annesine ya da eşlerinden birine mi küfretmişti?

Kasaba vaizi kılıklı adamların sıkça yaptığı gibi kadın haklarını, kadınların okumasını ve çalışmasını parmağına dolamış ve kadınlara karşı kin ve öfkeyi tahrik edip açıkça nefret suçu mu işlemişti?

"İki kürek kemiğim arasında ben var, demek ki Mehdi’yim" filan mı demişti?

Türkiye’nin yakın tarihinde sıkça rastladığımız cumhuriyet aydını kasıntısı bazı ilahiyatçıları taklit edip "Namaza gerek yok, kadınlar tesettüre girmesin, kalbiniz temiz olsun, yeter" türü adrese teslim hadsizliklere mi soyunmuştu?

Yoksa "Yanmaz kefen" satmaya mı kalkmıştı? 

Devamını Oku