Oy yoksa oyarım!

Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay bu hafta 'Oy yoksa oyarım!' başlıklı yazısını kaleme aldı.

Değil cumhurbaşkanı, sıradan bir yurttaş bile herhangi bir felaket anında ülkenin hiçbir ilini ötekinden ayırmaz... Erdoğan Hatay’a gidip, deprem acısını hâlâ yüreklerinde, günlük yaşamlarında hisseden insanların gözlerinin içine baka baka seslendi: 

“Yerel yönetimle genel yönetim aynı olmayınca... Hatay garip kaldı, Hatay mahzun kaldı...” 

Cümleyi tam Türkçeye çevirirsek diyor ki: 

“Ben insana insan demem, bana oy vermedikçe...” 

6 Şubat depreminin yıldönümünde belli ki planlayarak, tasarlayarak kurulmuş bir cümle! 

Depremin ardından en erken gidebildiği yere üç gün sonra ulaşabilen bir iktidar, bir yıl sonra da “Ayağa kaldırmak için her şeyi yapacağız ama önce şu oy tahsilatını yapalım” diyor! 

***

Bir iktidar halkına hesap vermesi gerekirken, kendinde hesap sorma gücünü bulursa elbet böyle konuşur. 

Depremden sonra gittiğimiz Hatay’da, Adıyaman’da yurttaşların sözleri hâlâ kulaklarımızda:

- Depremden dört gün sonra bile enkaz altından sesler geliyordu! 

- Söyleyeceklerimi aynen yaz... 

Deprem değil, kar öldürdü. 

Soğuktan donarak can verdiler! 

- Ses gelen enkazların yanından bir daha geçmiyorduk, utancımızdan! 

Milletin yardımına ilk millet koştu. İlk günlerde bölgeye giden herkes buna tanıktı. Bunun yanında belediyelerin çabasını da vurgulamak gerekir. Devlet ne yazık ki zamanında refleks gösteremedi. Çünkü devlet kurumları içinde koordinasyon yoktu. Kurumlar devletin tepesinden talimat gelmeden adım atmadı. Oysa kurumları oturmuş bir ülkede bir felaket anında kimin ne yapacağı bellidir. Geçen yıl konunun bu yanına çok sık değindik. 

Aradan bir yıl geçti... Hâlâ, “Bu kentlerimizi ayağa kaldırmadan bize uyku yok” diyor. Ardından tehdit ediyor. 

Kimin hizmetini kimden esirgiyorsun? 

Yıllarca “imar barışı” adı altında bütün kaçak yapılardan para topladılar. Yetişemeyen varsa koşsun deyip dört beş defa süreyi uzattılar. 

Depremin ardından sanki öyle bir süreç yaşanmamış gibi “şehirleri yenilemek şart” deyip “imar barışı”nı “imar rantı”na çevirdiler. Bu kez binaları affetmekten değil, yeniden inşa etmekten oy devşirme işine giriştiler. 

Bütün bu süreçlerde uygulayıcı, dönemin çevre ve şehircilik bakanı Murat Kurum’du. Şimdi aynı Kurum İstanbul’u yönetmeye talip. Önümüzdeki günlerde Kurum’un Saray’da imal edilmiş yeni İstanbul planlarını duyabiliriz. 

Hazırlıklar şöyleydi: 

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Çiller-Miller! 28 Şubat 2024 | 191 Okunma Oy vermek başlangıçtır! 27 Şubat 2024 | 142 Okunma Şahsıma mektuplar (7) Kap-it-al-izm! 24 Şubat 2024 | 81 Okunma Sen devrimleri anlatmazsan... 22 Şubat 2024 | 153 Okunma Kılıçdaroğlu’nun üç B’si! 21 Şubat 2024 | 454 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar