ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Damızlık kızların şahane hikayesi

Bu başlığı atmama neden olan, elbette Margaret Atwood’un ‘Damızlık Kızın Öyküsü’ adlı kitabı .

Müge İplikçi
Müge İplikçi
22 Temmuz 2018 | 1.0 K
Bu başlığı atmama neden olan, elbette Margaret Atwood’un ‘Damızlık Kızın Öyküsü’ adlı kitabı. Kadınların özgürlük ile kurabileceği ilişkiyi yeniden düşünmemize yol açan kitap, bir distopya olarak karşımıza çıkar. Çıkar çıkmasına da günümüzde yaşananlara bakıldığında, hemen her sefer altını çizmeye çalıştığım gibi, bir distopya yerine ibretlik satırlar olarak okunmasında fayda vardır.
 
Bilerek ya da bilmeyerek hemen her şeyini yitirmiş kadınların sadece damızlık olarak kullanıldığı bir öykü çıkar karşımıza. Neslin devam etmesine en etkisiz biçimde katkı sunacağı varsayılan bu genç ve güzel kadınlar, bedenleri kadar ruhlarının da aşağılanmasına kimi kez göz yumarak kimi kezse hiçbir şeyi umursamayarak onay verir haldedir. 
 
Kullanıldıkları iktidar aracılığıyla hepi topu ‘iki bacaklı’ üreme organlarına dönüştürülen bu genç ve güzel kadınlar aracılığıyla Kanadalı yazar Atwood aklımızı başımıza getirebilecek çok önemli mesajların altını çizer. Bu kitabı yazarken yola çıktığı nokta, başta Nazizm olmak üzere bütün otoriter yapıların kadınları tek bir organa (rahim) nasıl kolayca indirgediklerinin resmini de çizmektir. Kitabın esin kaynağı olan bu otoriter yapıların içerisinde din başlığı altında dini kullanan tarikatlar da vardır; kitapta, bu anlamda, kadınların nasıl manipüle edildiklerinin bir yansıması da mevcuttur. 
 
Ancak hemen her defasında kitabı düşündüğümde, kafamı kurcalayan temel sorun, kadınların sistem tarafından nasıl punduna getirilip kullanıldıkları kadar, kadınların buna verdikleri onaydır. Ki bu ‘sağlam’ onay sayesinde, sistem bir güzel çarklarını döndürür. Bu onayın arkasında ne var sorusu ise sadece bir distopik kurgunun değil, koca bir insanlık tarihinin en can alıcı sorularından (ve sorunlarından) biri olarak karşımızda durmaya devam etmektedir. Daha da net sorayım: Kadınlar ‘kedicik’ olmayı neden kabul eder? Bunaltıcı düşlerini kendi olabilmek yerine, neden bu kadar vasatlaştırır? Adsızlığı neden tercih eder? Bir gölge oyununun gölgesi olmak neden bu kadar caziptir? Onaylanmış bir halkanın onaylı bir evrakı olmayı neden ister? Benliğini neden bu kadar çabuk terk eder?
 
Atwood’un kitabının evrensel boyutta tartışılması gereken yanları, bugünü daha iyi anlamamızda bir reçete niteliğinde. Ancak bu reçeteyi kimlerin alıp hayatlarına uygulayacağı hâlâ meçhullüğünü korumaktadır. 
Devamını Oku