Uğuldayan masa

Yazdan geriye kalanları masaya koydu adamım. Biraz tuzlu gözyaşı, biraz sarışın güneş ışıkları, sokaktan hızla geçen bir motor sesi, genç bir erkekle kadının tartışma sesi, bir...

Yazdan geriye kalanları masaya koydu adamım. Biraz tuzlu gözyaşı, biraz sarışın güneş ışıkları, sokaktan hızla geçen bir motor sesi, genç bir erkekle kadının tartışma sesi, bir düğün konvoyundan çıkan korna sesleri, uzaklaşan birinin ayakkabılarından çıkan ve hiç bitmeyen tak tak sesleri, bir martının kanat sesi, bir tuzluğun masaya konarken çıkardığı ses, bir üzüm tanesinin  sapından koparılırken çıkardığı ses, bir kedinin duvardan duvara atlaması, bir bürokratın o gün takacağı kravatı seçmesi, bir kitabın sayfasının çevrilirken çıkardığı hışırtı, bir genç kızın keki fırından çıkarıp koklaması, yaşlı bir adamın câmiye girince bastonunun sessizce ayakkabılığın üstüne koyup öne doğru ilerlemesi, manavdan son karpuzun alınması, bir kalbin artık atmaması, atılan bir imzanın ardından başlayan tarihsel devinim, gökyüzündeki yıldızların yazdan güze geçme hareketleri, apartmana girerken duyulan kızatma kokuları… Biter mi? Bitmez, daha bir yığın şey koyuyor masaya adamım. Sonra bunları birbirinden ayırmadan izlemeye başlıyor. Nereye gidecek bu kadar şey? Üstelik bunlar küçük bir kısmı yazdan kalan şeylerin. Daha çay bahçeleri, vapurlar, kuleler, eller, fişler, ahşap sandalyeler, yapraklarının ucu kıvrılmış çeşitli kitaplar, ansızın kalkıp fırlayan köpekler, çöpleri atılmış envai çeşit ambalajlar, sımsıkı çekilmiş perdeler, perdelerin ardındaki binbir türlü hayatlar, bazı hayatların içinde kol gezen örümcekler, lise bahçelerinden fırlayan başıboş kahkahalı delişmen enerjiler, çay bardaklarında şıkır şıkır sağdan sola, soldan sağa fır fır dönen küçük kaşıklar, bağcıkları hiç çözülmeden giyilip çıkartılan ayakkabılar, haşlanmış mısır koçanlarını dişleyip hoşlanmayan fareler, Akdeniz’in dağlarında dolaşmaya çıkar yörük rüzgârlar ve çölü hatırlayan bazı kum taneleri. Daha yok mu? Çok. Bitmez ki, yazdan geriye kalanlar. Yaşarken üzerimize yapışanlar, duygularımızı harekete geçirenler, bedenimizi kımıldatıp oradan oraya sürükleyen şeyler… Bitmez. Adamım masadaki şeylere şöyle bir baktı, sonra o meşhur “masa da masaymış ha” dizesinin geçtiği şiiri hatırladı. Edip’i de hatırladı, Ece’yi de.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İlkeler ve münferit 23 Kasım 2019 | 11 Okunma Dünya çocuk hak filan 21 Kasım 2019 | 22 Okunma İsterük/ İstemezük 19 Kasım 2019 | 97 Okunma Yaygın ve düşüncesiz konfor 16 Kasım 2019 | 68 Okunma Şehirdeki gölgesiz iyilik 14 Kasım 2019 | 58 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar