Çok boyutlu bir şehir: Diyarbakır

Bahardan kalma bir günün içine iniyorum Diyarbakır’a. Geleneksel usûl üzre elindeki minik sürahileri şıngırdatan şerbetçi amcanın hakiki şerbet seslerinin arasından giriyorum şehre. Bu güzel...

Bahardan kalma bir günün içine iniyorum Diyarbakır’a. Geleneksel usûl üzre elindeki minik sürahileri şıngırdatan şerbetçi amcanın hakiki şerbet seslerinin arasından giriyorum şehre. Bu güzel başlangıcı merkezin etrafına uzanmış çarşı sokaklarındaki  çayhanelerle ilerletiyorum. Çayhanelerde iskemlelerin etrafında minik  sohbet halkaları var. Türkçe/kürtçe birbiriyle canciğer ilerleyen muhabbete sarma sigaralar, bazı ellerde gördüğüm kehribar tesbihler ve elbet ‘kaçak’ çaylar eşlik ediyor. Merkezdeki esnaf sokakları oldukça canlı. Mobilyadan tuhafiyeye, tütünden kasaba, kuruyemişçiden şalvarcıya her şey var. Ama en çok da çayhaneler ve ciğerciler göze çarpıyor. Biraz dolaşınca kaçınılmaz olarak karşımıza çıkan Ulucâmi ise her zaman olduğu gibi heyecan verici. Taş işçiliklerinin hemen her türünün sergilendiği câmi, içeride ve avluda ağır taş müzikleri icra ediyor.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İçerisi/dışarısı 28 Mart 2020 | 652 Okunma Bir çocuktan birkaç post çıkarmak 22 Şubat 2020 | 287 Okunma Okulda havlayan bir Fındık 20 Şubat 2020 | 125 Okunma Şifreler deşifreler 18 Şubat 2020 | 145 Okunma Şeylerin içinden 15 Şubat 2020 | 45 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar