Fatih mi Ferhat mı?

Yürek yakan bir hikâyenin başlangıç sorusu yukarıdaki. Acı olduğu kadar, gurur verici, üzücü olduğu kadar samimiyet içerici, kalbin en derin kıvrımlarından gelen bir içyanışın sorusu bu....

Yürek yakan bir hikâyenin başlangıç sorusu yukarıdaki. Acı olduğu kadar, gurur verici, üzücü olduğu kadar samimiyet içerici, kalbin en derin kıvrımlarından gelen bir içyanışın sorusu bu. Hangisi? Kıtalar aşan, ismini tarihe altın harflerle yazdıran, dost düşman herkesin gıpta ettiği bir civanın Fatih Sultan Mehmet’in izinden giden mi, yoksa Ferhat mı, inandığı, sevdiği uğruna dağları delen, yola yol demeyen, çölleri aşan Ferhat’ın Ferhat’ı mı, hangisi söyleyiverin? Bekletmeyin. Kapıda peyda olduğunuza göre, bir tanesi ama hangisi, bekletmeyin? Bileyim. Bilelim. Annesi babası olarak bildirelim. Hangisi? Fatih mi ki ismi gibi şanlı olsun, bu vatan için canını, bu millet için son nefesini, bu ezanların susmadığı topraklar için kanını vermekten bir an bile tereddüt etmeyecek evladın Fatih’i mi, evladı-fatihan olan şehidim? Ferhat’ım mı yoksa Şirin yerine bu vatanı, bu imanla yoğrulan memleket toprağını koyan ve Rabbine koşa koşa giden evladın Ferhat’ı mı, şehidim? Hangisi deyiverin….

Afyonkarahisar’ın Çay ilçesindeyiz. Karacaören beldesi burası. Hayır, fiziksel olarak değil, kalben “buradayız.” Fatih’in Ferhat’ın ocağındayız. Tıpkı diğerlerininkinde olabildiğimiz gibi. Dua ile kalp ile. Gönül işi bu, bu işlere suratını ekşiterek bakanlar anlamaz, gönülden gönüle yol vardır çünkü. Dua ile açılan kilitli kapılar vardır çünkü. Yerde arama, göktedir onlar çünkü. Hele ki mü’minin mü’mine olan duası, hele ki tanımadığı mü’mine olan duası Rab katında makbuldür, umulur çünkü. Fatih ile Ferhat’ın yuvasındayız.

Yas mı tutmalıyız yoksa şehadetin getirdiği müjde ile mest mi olmalıyız. İkincisi haktır hiç şüphesiz, ama yürek de dayanmıyor bu acıya. Anne Emine Olcay hanım “güzüm, güzüm benim” diye bağrına taş basıyor, sessiz sessiz ve isyansız acısını içine çekerken. Baba Ramazan Olcay bey ise Fatih’inin evlad-ı Fatihan’ın torunu Fatih’inin sesini son kez duyusunu hatırlatıyor… “Baba, El-Bab’a gidiyoruz, bilmediğimiz bir yer, hakkını helal et” deyişini paylaşıyor.

Meraklar gideriliyor. El Bab’daki Fatih’miş, Silopi’deki Ferhat değil! Dört kardeş, bir anne bir baba, öksüz, yetim, boynu bükük kalmış… Dudaklardan bir büklüm ayet dökülmüş… İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Vatan sağolsun. Yeter ki ezanlar susmasın, bayrak dalgalansın. İslam’ın bayrağı o, PKK’ya, PYD’ye dinsize karşı Din-i Mübin’in bayrağı o. O dalgalansın. DAEŞ’e, FETÖ PDY’ye yani dine muhalif din üretenlere karşı Hakk’ın bayrağı o.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Hangisi? 02 Haziran 2017 | 402 Okunma Bismillahir Rahmanir Rahim 30 Mayıs 2017 | 400 Okunma Sistematik zihin sömürüsü 12 Mayıs 2017 | 268 Okunma Sizce 28 Nisan 2017 | 193 Okunma Tuhaf şeyler 25 Nisan 2017 | 571 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar