Zor günlerden geçerken

Eskilerin “kanaat”, yeni neslin “yetinme psikolojisi” dedikleri bitmek, tükenmek bilmeyen hazineyi kaybedeli çok oldu. İdeolojik bağlamda olmasa bile yaşantıda büyük kitle itibariyle kapitalizmden yana tercih...

Eskilerin “kanaat”, yeni neslin “yetinme psikolojisi” dedikleri bitmek, tükenmek bilmeyen hazineyi kaybedeli çok oldu. İdeolojik bağlamda olmasa bile yaşantıda büyük kitle itibariyle kapitalizmden yana tercih yaptığımız gerçeği, olayların diliyle bir bir yüzümüze çalınıyor. Kendimizle yüzleşmek zorundayız. Bu kadar alışkanlık sarmalında bize en zor gelen teklif de bu olsa gerek. Yani kendimizle yüzleşmek…

“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez” ilahi uyarısına fiili isyanın elbette hem dünyada hem de ahirette bir bedeli olacaktır. Çünkü söz konusu uyarı bize aynı zamanda “sünnetullah” da denilen fıtrat kurallarına ait bir öğretidir. Fıtrat kurallarında ise hiç kimseye ayrıcalık yoktur. Kim ki fıtrat kurallarını aşmaya ya da aşındırmaya kalkışırsa sonunda yenik düşer, mağlup olur.

Zaruri ihtiyaçlar bağlamında bile üretmeden tüketmek, üretim ve tüketimi dengelemeden bir hayat sürmek fıtrat kurallarına muhalefettir. Tüketimde abartı ifrat, hiç tüketmemek tefrit, tutumluluk ölçüsüyle hareket ise istikamettir. Bizi, her türlü ekonomik sıkıntıdan kurtaracak öncelikli hal, hiç kuşkusuz her konuda olduğu gibi bu konuda da istikameti yakalamak, istikameti rehber edinmektir.

Lüks tüketim envanterimizi mutlaka gözden geçirmeliyiz. Darlık zamanımızda da bolluk vaktimizde de zaruret endeksli yaşamayı bir huy, bir ahlak, hatta bir karakter haline getirebilmeli, aksi davranışları istisna ölçüsünde sabitleme yoluna gitmeliyiz. Bu noktada, toplum önderlerine düşen vazife büyüktür. Lüks hayatı özendirici her türlü davranıştan öncelikle onlar imtina etmeli, sade, abartısız bir hayat yaşayarak topluma örnek olmalıdır. İnsanlar meliklerinin dini üzeredir hadis-i şerifi uyarınca davranmak herkesten önce toplumu sevk ve idare edenlere ait yükümlülüktür.

Benim ilk kitabım Ömer b. Abdülaziz’in hayatıdır. Kırk sene önce yazmış ve onu model bir lider olarak takdime çalışmıştım. Ölümüyle sonuçlanan hastalık günlerinin birinde kayınbiraderi ziyaretine gelir. Halife Ömer’in üzerindeki elbise iyice kirlenmiştir. Halifenin hanımı kendisinin kız kardeşi Fatma’ya, halifenin üzerindeki elbiseyi değiştirmesi için uyarır. Bir iki gün sonra geldiğinde onu aynı elbiseyle yatar bulunca kız kardeşine halifenin elbisesini niçin değiştirmedin, diye çıkışır. Fatma, gözyaşlarını tutamaz, halifenin ondan başka elbisesi yok ki değiştireyim, der. Ömer b. Abdülaziz o gün için bugünkü Türkiye’nin yedi misli büyüklükte bir coğrafyanın halifesidir. Ülke o kadar zengindir ki, zekât verilecek Müslüman fakir kalmadığından zekâtlar zimmilere dağıtılmaktadır.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Öz eleştiri… 20 Nisan 2019 | 773 Okunma İşte o zaman kaybederiz 13 Nisan 2019 | 706 Okunma FETÖ - Oylarda kirli oyun ve iki dava adamı 06 Nisan 2019 | 3.665 Okunma Ateş dokunmasın diye... 30 Mart 2019 | 479 Okunma İlenti-seçimler ve sorumluluk bilinci 23 Mart 2019 | 890 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar