Türkiye’nin caydırıcı gücü!

Bir kavram olarak caydırıcılık, herhangi bir fayda elde etmek için eyleme geçmeyi planlayan bir kişinin ya da devletin bu eylem karşılığında ödeyeceği bedelin olası faydadan çok daha büyük olması...

Bir kavram olarak caydırıcılık, herhangi bir fayda elde etmek için eyleme geçmeyi planlayan bir kişinin ya da devletin bu eylem karşılığında ödeyeceği bedelin olası faydadan çok daha büyük olması durumudur. Zaten kelimenin kökeninde de “korkutup kaçırma” vardır. Caydırıcılık, bir uluslararası ilişkiler kavramı olarak kullanılsa da gündelik yaşantıda da kendine yer bulmuştur. Ceza yasaları caydırıcılığın ete kemiğe bürünmüş halidir. Eğer biri, bir başkasına zarar vermeyi düşünmeye başlarsa aynı anda bunun karşılığında hapse gireceğini ve suçun çeşidine göre belki on yıllarca dışarıya çıkamayacağını da bilir. Çoğu zaman da eyleminden vazgeçer.

Devletler arasında da durum aynıdır. Her devlet hasım ya da rakip devletle ilgili bir eyleme geçmeden önce gelecek karşılığı da düşünmek durumundadır. Caydırıcılığın en klasik örneği soğuk savaş dönemi boyunca silahlı çatışmaları engelleyen “dehşet dengesi” ya da “nükleer caydırıcılık” olmuştur. Bugün de pek çok açıdan sorunlar yaşayan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ya da yaygın adıyla Kuzey Kore’nin Batılı mahfiller için caydırıcı olmasının sebebi elinde bulundurduğu nükleer silahlardır ve tabi bu silahları kullanmaktan bir saniye bile çekinmeyecek olan bir rejimin varlığıdır.

Yani fayda-maliyet analizidir caydırıcılık. Eylemin faydasına karşılık maliyet ne kadar büyük olursa caydırıcılık o kadar yüksektir. Örneğin, bir devlet, sınır komşusu bir devlete ait kayacıkları ya da adaları işgal etmeye başlarsa ve karşılığında da hiçbir şey olmayacağını düşünüyorsa “fayda sonsuzdur maliyetse sıfır.” Böylece her fırsatta her kayalığı ve adacığı işgal etmeye devam edecektir. Tersi de geçerlidir, örneğin, bir sınırdaş devlet terör örgütünün elebaşına ev sahipliği yapıyorsa ve terör eylemlerine göz yumuyorsa bunun sebebi diğer devletin “bir şey yapamayacağına” olan inançtır. Oysa terörü desteklemenin ağır bir bedeli olacağını mesela savaş çıkacağını anladığı anda ilgili devlet tüm eylemlerinden vazgeçecektir.

Ancak caydırıcılığın tek kaynağı “silahlar ya da ordular” değildir. Modern zamanlarda en az onlar kadar önemli olan şey ekonomidir, propaganda gücüdür, uluslararası etkinlik vb’dir. Bu alanlarda güçlü olan devletler her konuda “caydırıcı” olabilir. Ama ekonominiz zayıfsa, propaganda gücünüz yoksa ya da uluslararası etkinliğiniz de az ya da aza yakınsa her devletin hedefi haline gelebilirsiniz.

Peki Türkiye’nin caydırıcı gücü nedir? Eğitim mi, ekonomi mi yoksa Pentagon askeri yetkililerin ve bazı uluslararası aktörlerin, “Türkiye’nin askerinden başka ihraç ürünü yoktur!” dediği gibi, tek caydırıcı gücü ordusu mudur?

Tarihsel gelişim içinde baktığımızda görünen o ki Türkiye’nin en büyük caydırıcılık unsuru “Türk Ordusudur.” Peki bu caydırıcılığın kaynağı F-16’lar mıdır, henüz teslim alınmayan F-35’ler midir yoksa tanklar, toplar, tüfekler midir? Dünyanın her anlamda asimetrik bir hal aldığı bir dönemde tanklarla, uçaklarla ya da tüfeklerle “gelişmiş ülkeler için caydırıcı güç olmak” olası olmadığına göre geriye bir tek şey kalıyor: Türk askerinin vatan, bayrak ve millet sevgisiyle mayalanmış “savaşma azmi ve kararlılığıdır” yani Türk’ün kahramanlığıdır. Bu kahramanlık en büyük asimetrik güç kaynağımızdır ve çoğu durumda tüm oyunları bozan da Türkiye’mizi dokunulmaz kılan da budur. Türk’ün savaşma gücü öylesine bir gerçektir ki, düşmanlarının bile takdirini kazanmıştır. Örneğin, Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan Türk kavimlerinden Peçenekler Volga nehri kıyısına yerleşince Ruslarla aralarından amansız savaşlar başlamıştır. Ruslar, her defasında ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Ruslar; “saldırgan ve savaşçı” olarak tanımladıkları bu Türk boyunun savaş kabiliyetine büyük hayranlık duymuşlar ve onları taklit ederek kendi kuvvetlerini yenilemişlerdir. 11.Yüzyıl’da yaşanan bu ilişkiler öylesine büyük etkiler yaratmıştır ki Ruslar, bu hayran oldukları savaşçı kavmin hatırasına saygı göstermek adına 2001 yılında imal ettikleri makinalı tüfeğe “PKP Pecheneg” adını vermişlerdir. Bununla da yetinmeyip 2017 yılında modernize ettikleri bu silahın yeni modeline de “PKP Pecheneg Bullpup” demişlerdir. Meraklıları için söyleyeyim “Bullpup, avcı demektir.”

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Veda... 04 Şubat 2019 | 208 Okunma Dünyanın düzeni değişirken 28 Ocak 2019 | 122 Okunma Kahramanlarını unutan milletler geleceği güvenle kucaklayamaz! 21 Ocak 2019 | 64 Okunma Yeni ‘Bozkurt’lar yeni ‘Toros’lar 14 Ocak 2019 | 1.166 Okunma Mustafa Kemal ve umut 07 Ocak 2019 | 72 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar