İstanbul Sözleşmesi kadınları korur mu?

Üşenmedim, 34 sayfadan ve 81 maddeden oluşan İstanbul Sözleşmesi’ni dibine kadar okudum. Sözleşme, ön gördükleri ve dili açısından “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ne benziyor.

Yani başlıktaki soruya cevabım şu: İnsan Hakları Beyannamesi insanları ne kadar koruyorsa, İstanbul Sözleşmesi de kadınları o kadar korur.

Haddizatında kadını da, erkeği de, çocuğu da, yaşlıyı da, engelliyi de yasalar ya da sözleşmeler değil, “toplumsal ahlak” korur. Dünyanın değişimine paralel olarak sürekli değişen kimliklerin canhıraş şekilde savunulması ve korunması çağrıları bu bakımdan bana hep sakil gelir. Ceza ne denli caydırıcı olursa olsun, toplumsal ahlaktan kaynaklanan bir “yaşam düzeni” olmayan topluluklar bu meselede tökezleyip kalacaktır.

O zaman geldik meselenin ek yerine. “Kadına, daha doğrusu fiziki olarak senden dezavantajlı durumda herhangi birine, şiddet uygulamak fıtraten de, toplumsal olarak da uygunsuz, yakışıksız, kınanması gereken bir davranıştır” cümlesine hiçbirimizin itirazı yoktur zannederim. Fakat fiili durum böyle olmuyor malum. Giderek son derece kaotik, kafası karışık hale gelen dünyamızda neredeyse tek kural geçerli artık: “Gücü yeten yetene…”

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Ben istemez miyim bayram yazısı yazmak 23 Mayıs 2020 | 1.690 Okunma “Kılıç hakkı”dır o beyefendi, başka savunma bul! 19 Mayıs 2020 | 2.124 Okunma Bir mendil hikâyesi 17 Mayıs 2020 | 324 Okunma “İş kazası değil, cinayet!” 16 Mayıs 2020 | 2.764 Okunma Orta sınıf, ortada kal! 12 Mayıs 2020 | 315 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar