ÇOK OKUNAN YAZARLAR

İslâm - Batı ilişkilerinde geldiğimiz yer

İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci Yeni Şafak Gazetesi
07 Şubat 2018 | 199

Doç. Dr. İbrahim Kalın’ın geniş hacimli son kitabı, ancak ciddi emek ve büyük birikim sonucunda ortaya çıkabilecek bir eserdir. (Ben, Öteki ve Ötesi, İnsan Yayınları, 2016.) Kitapta İslâm - Batı ilişkileri, ilk temastan günümüze kadar ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Birbirine uzak gibi görünen sayısız konu, bir bütünün parçası olup çıkıyor. Dinî tartışmalar, kanlı savaşlar ve nihayetinde gelinen yer.

İslâm âlemi ile Batı dünyası arasındaki askerî, siyasî ve iktisadî farkın Müslümanlar aleyhine açılması, esas kırılmanın yaşandığı noktadır. “Neden geri kaldık” sorusu da buradan başlamaktadır. Yazımıza İbrahim Kalın’ın önemli ve yeni bir tespitiyle başlayalım: “İslâm toplumlarının Avrupa’daki bazı yeniliklere direndiğini; sekülarizm, pozitivizm, milliyetçilik, sömürgecilik, ucuz iş gücü, kapitalizm ve kıtalar arası köle ticareti gibi inanç ve uygulamaların toplumsal dokuyu bozacağına ve faydadan çok zarar getireceğine inandıklarını söyleyebiliriz.” (Sayfa 356) Bu duruma veya duruşa, ‘onlar gibi olmamaya direnmek’ diyebiliriz. Başa dönelim ve kitabın girişinden yapacağımız bir iktibasla, iki uzak sayfayı yakınlaştıralım: “Modern zamanlar, İslâm dünyasında önemli kırılmalara yol açtı. Toprakları işgal edilen, onurlu ve özgür vatandaşları köleleştirilen, tarihi ve medeniyeti geri ve anlamsız bir kültür olarak reddedilen İslâm dünyası, moderniteye belli tepkiler vermek zorundaydı.” (22) Burada kısa bir süre için 2013 yılında yayınlanan Akıl ve Erdem’e uğramak zorundayız: “Son iki asırdır Müslümanları sarmış olan yerinden yurdundan edilmişlik ve yabancılaşma duygusu, modern dünyaya karşı hayal kırıklığı hissini körüklemeye devam ediyor.” (Küre Yayınları, Sayfa 229.) İbrahim Kalın’ın uzun süredir bu konu üstünde çalıştığını, düşündüğünü görüyoruz.

Müslümanların ötekileştirilmesi, modern dünyanın ve zamanların dışına itilmeye çalışılması yeni bir şey değil. Fakat gelinen yer, İslâm coğrafyasını kan gölüne ve geniş bir operasyon sahasına dönüştürdü. Batı dünyasının her türlü insanî duygudan uzak saldırılarının altında ne var? Hakka ve hakikate aykırı bu adımları hangi bahanenin arkasına sığınıp da atıyorlar? Bu nasıl bir projedir?

İbrahim Kalın, yazımıza konu ettiğimiz eserinde, bu ve benzeri soruların da peşine düşüyor. Daha ilk sayfalarda, adeta tehlikenin boyutlarını haber veriyor: “Soğuk Savaş’ın ardından İslâm, giderek bir güvenlik sorunu olarak kurgulanmış ve ‘İslâm tehdidi’ uluslararası ilişkilerden göçmen yasalarına kadar her alanda kullanılan elverişli bir siyaset aracı haline getirilmiştir.” (15)

Cümleyi okur okumaz ‘kurgu’ kelimesini işaretlemiştim. Bu hamleyi kurgulayanlar, gerekçeleri de özenle hazırlamışlardı. Lazım olan ortak dil, siyasetten medyaya kadar oluşturulmuştu. Medya deyip geçmemek gerekiyor. Kamuoyunu ikna eden ve edecek olan odur. Doğruluğu şüpheli anketler, algı yönetimleri, yanlı ve yanlış haberler. Sonuç: “Avrupalı ve Amerikalıların büyük çoğunluğu ‘İslâmî köktenciliği son derece önemli bir tehdit’ olarak algılıyor.” (412)

Batı medyasına hâkim olan dili hatırlatmakta ayrıca fayda görüyoruz. İbrahim Kalın’ın verdiği örnekler gerçekten etkileyici. Özetle: Aynı kabahati Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi işlerse eğer, sadece bir tanesi ‘terörist’ ilân ediliyor, inancı sorgulanıyor, dini zan altında bırakılıyor, birtakım çirkin klişeler derhal dolaşıma sokuluyor. Diğer ikisi ise psikolojik sorunlu, aşırı sağcı vs oluyor. Meselenin ciddiyetini anlayabilmemiz için yeniden kitaba dönelim: “Medyada Müslümanlarla ilgili olayların tek taraflı ve genellikle sorumsuz bir şekilde verilmesi, İslâmofobik söylem ve eylemleri beslemektedir.” (449)

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER