Ehli Sünnet İmamı (İmam-I Eşari) Ve Kelamın Sünnileşmesi

Ebü’l-Hasen Alî b. İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eş‘arî el-Basrî (ö. 324/935-36) Eş‘ariyye mezhebinin kurucusu. Yemen’deki Eş‘ar kabilesine mensup olan sahâbî...

Ebü’l-Hasen Alî b. İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eş‘arî el-Basrî (ö. 324/935-36)

Eş‘ariyye mezhebinin kurucusu. Yemen’deki Eş‘ar kabilesine mensup olan sahâbî Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin soyundan geldiği için Eş‘arî nisbesiyle tanınmıştır.

Ehl-i sünnet akîdesinin gelişip yayılmasına olan önemli katkılarından dolayı “Nâsırüddin” lakabıyla da anılır.

Annesinin Mu‘tezile âlimlerinden Ebû Ali el-Cübbâî ile evlenmesinden sonra da onun himayesinde yetişti ve kendisinden kelâm tahsil etti.

Hocası Cübbâî’nin etkisiyle gençliğinde Mu‘tezilî görüşleri benimsemesine, hatta bunları savunan eserler yazmasına rağmen 300 (912-13) yılı civarında bir cuma günü Basra Camii’nde Mu‘tezile’den ayrılıp Ehl-i sünnet’e intisap ettiğini ve Ahmed b. Hanbel ile diğer hadis âlimlerince temsil edilen Selef itikadını benimsediğini açıkladı.

 İlginçtir ki İmam-ı Eşari Hanbeli olduğunu ve Ahmed bin Hanbel’in görüşünü benimsediğini söyleyip Mutezile’den ayrılmasına rağmen günümüz Hanbelileri neredeyse onu tekfir etmektedirler.

Buna rağmen fıkıhta mezhebi konusu tartışmalıdır. Maliki ve bazı kaynaklara göre Şafi olduğu belirtilmektedir. Yani akaid’de İmam Ahmed b. Hanbel’in görüşlerini kelami forma göre yeniden düzenlerken (selefi arkadaşlar hemen itiraz ederler) fıkıhtaki mezhebi Maliki ve Şafi olmuştur.

Her ne kadar Ahmed b. Hanbel’in görüşlerini savunduğunu ileri sürse de akaidde Ebu Hanife’nin görüşlerinden de etkilendiği görülmektedir.

İmam-ı Eşari ve İmam-ı Maturudi ile birlikte Sünni Kelam ekolü doğmuştur. O zamana kadar kelam ilmi Mutezile’nin tekelindeyken şimdi Sünniler de aynı yöntemleri kullanmaya başlamışlardır. Bu açılardan Sünniler aslında Mutezile’ye bu ilmi geliştirdiği için borçlu olmuş oldular. Fakat artık kelam Sünniliğin hizmetindeydi. Eski eserlerde kelamı eleştiren ve kelam ilmiyle uğraşanları zem eden sözler ile aslında kast edilen mutezile mezhebiydi. Bu nedenle Sünni kelamın doğuşundan önceki kelamı eleştiren sözlere bu bakış açısıyla bakmak gerekir. Gazali ile artık kelam tamamen Sünni dünyada kabul edilip itibarına kavuşmuştur.

Aslında bunun da olması gerekiyordu. Çünkü Halkulkur’an meselesinden sonra Mutezili ekolü yavaş yavaş yok olmaya başladı. Mutezile’nin yok olması zındıkların, Hıristiyan, Yahudi ve felsefecilerin İslam’a akıl yoluyla saldırmalarına ve meydanı boş bulmalarına yol açmıştı. Çünkü Mutezile onlarla onların metotlarıyla mücadele ederek insanları ifsad etmelerini engelliyordu.

İşte artan ihtiyaç sonucu Sünni kelamı doğdu. Bu ilmi hak ettiği seviyeye Gazali ulaştırdı. Hatta bu ilmi öğrenmeyi farzı kifaye olarak zikrederek medreselerde bu ilmin kabul edilmesini sağladı. Geleneksel ulema kelama soğuk bakarken Gazali’nin otoriterliği sayesinde bu ilim islami ilimler arasına girmiş ve İslam’ı akıl yoluyla savunmaya başlamıştır.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Ankara'nın taşına bak, gözlerinin yaşına bak 02 Nisan 2019 | 5.100 Okunma BAŞKURDİSTAN VE ZEKİ VELİDİ TOGAN 24 Şubat 2019 | 196 Okunma TÜRKİYE İLE ORTA ASYA ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEK-2 18 Şubat 2019 | 268 Okunma TÜRK DÜNYASI İLE İLİŞKİLERİMİZİ GELİŞTİRMELİYİZ 09 Şubat 2019 | 80 Okunma Türkistan’da Bağımsızlık Mücadelesi 01 Şubat 2019 | 1.005 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar