Afrika; cennette cehennemi yaşamak

Birkaç Afrika ülkesine gitmişseniz, artık bir yenisine gittiğinizde ülkeleri birbirinden ayırt eden ya da birleştiren özellikleri fark eder hale geliyorsunuz. Şu bir gerçek ki, yekpare bir Afrika yok. Doğusu, batısı, kuzeyi...

Birkaç Afrika ülkesine gitmişseniz, artık bir yenisine gittiğinizde ülkeleri birbirinden ayırt eden ya da birleştiren özellikleri fark eder hale geliyorsunuz. Şu bir gerçek ki, yekpare bir Afrika yok. Doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyi ile tüm ülkeler kendine has özellikler taşıyor. Gerek coğrafyanın şekillendirici özellikleri, havası ve suyu ile, gerekse tarihsel tecrübe ile her biri, üzerinde farklı bir elbise taşıyor. Sözgelimi Hint Okyanusu’ndaki ada ülke Madagaskar halkının hafif çekik gözlü, Güney Asyalı görünümünün izini sürdüğünüzde, adanın ilk sakinlerinin Endonezyalılar olduğunu öğreniyorsunuz. En az bin yıl önce gelen Güney Asyalılar yoluyla, diğer Afrikalılardan hayli farklı melez bir Afrikalı görünümü ortaya çıkıyor.

Afrika ülkeleri arasında bugünkü gelişmişlik durumu ile de yakından irtibatlı olarak en ayırdedici özelliğin, sömürgecilik yaklaşımları olduğunu söyleyebiliriz. Bir Alman, İngiliz ya da Fransız sömürgesi birbirinden kolaylıkla ayırt ediliyor. Konuşulan diller ve onun getirdiği kültürel evren bir yana, yoksulluğun türü bile değişik. En bariz fark ise, İngiliz ve Fransız sömürgeleri arasında hissediliyor.

İngilizler sofistike diyebileceğimiz, daha stratejik bir sömürgecilik faaliyetinde bulunurken, Fransız sömürgelerinin genel olarak daha hoyratça olduğu gözlemlenebiliyor. Elbette sömürünün iyisi-kötüsü olmaz, vurgumuz buna değil. Çünkü hepsi insan onurunu yok sayan, arsız ve merhametsiz bir saldırganlık motivasyonuyla hareket ediyor. Fakat tarihi kaynakların da işaret ettiği bir vakıa var;

Lord Chesterfield’ın 1758’de ogˆluna yazdıgˆı bir mektupta “Stratejimizi akılcı ve uygun bir s¸ekilde belirledigˆimiz takdirde Fransızları Kanada’da diri diri yemek için yeterince gücümüz var” cümlesi hem iki devlet arasındaki ezeli rekabete, hem de yönteme atıf yapıyor. Bu stratejik, metodlu siyaset, yerli halkın tepkisini çekmeden, tepkileri yumuşatarak, sözümona onların hayatını iyileştirme vaadiyle hareket ediyor. Bunun için, antropolojik araştırmalar yapılıyor; mesela bir petrol borusu döşenmesi karşısında yerli halkın verebileceği tepkiler üzerine masa başında senaryolar yazılıp, teoriler üretiliyor. Oysa Fransız sömürgesi olan Gine, Madagaskar gibi ülkelerde şahit olduğumuz ve yoksulluğun dibi diyebileceğimiz görüntüler, Fransızların, stratejik de olsa, vermeden daima alma üzerine kurulu sömürgecilik anlayışına atıf yapıyor.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yazma hikayeleri 19 Aralık 2017 | 139 Okunma İktidar ve kitap 06 Haziran 2017 | 239 Okunma Kirpiler birbirine yakınlaştığında 03 Haziran 2017 | 223 Okunma Hastane yerine şifahaneye gitmek 30 Mayıs 2017 | 189 Okunma Şehirler yoğun bakıma alınmalı 27 Mayıs 2017 | 139 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar