Futbolu en güzel oynayan Rizespor’du!.

Hafta sonu beş maç izledim.. Üç Büyükler.. Dördüncü Büyük diye geçen Trabzon, şampiyonluğa oynayan Başakşehir ve İzmir adına çok iyi bir çıkış yakalamışken...

Hafta sonu beş maç izledim.. Üç Büyükler.. Dördüncü Büyük diye geçen Trabzon, şampiyonluğa oynayan Başakşehir ve İzmir adına çok iyi bir çıkış yakalamışken, başkanın arka arkaya hataları ile, yeniden sıradanlaşan Göztepe'nin maçlarıydı onlar..
Sondan başlayalım.. Çünkü en iyi futbol oynayan takım bu maçtaydı. Göztepe'ye 2-0 yenilen ve 8 puanla sondan ikinci sırada kalan Rizespor'dan söz ediyorum inanmazsınız!.
Rize, Göztepe dahil öyle talihsiz maçlar kaybetti ki, aslında bu futbolla çok ama çok yukarlarda olması, Avrupa'yı zorlaması gerekiyordu.
Rize'nin yarısı, Üç Büyüklerde direkt oynar.. Mesela gerçek bir 10 numara Boldrin. Umar Aminu..
Vedat Muriç başta.. Kaleci Gökhan da çok iyi..
Siz maçları izleme zahmetine bile katlanmadan, ajanstan alıp sayfaya koyan tabelacılara kanmayın. "Süper(!) Göztepe"nin 2-0 kazandığı maçı bir cümle ile özetleyeyim mi?.
"Rize ezdi. Göztepe yendi." Hele ikinci yarıda Rize nerdeyse tek kale oynadı, boğdu Göztepe'yi sevgili okurlar. Maç da İzmir'deyken. Göztepe birçok güzel akın yaptı ilk yarıda. O da Yasin'in oyun zekâsı ve ustalığı ile gol oldu.
Fatih Hocam'ın, Belhandası ve Feghoulisi'ne yer açmak için resmen kovaladığı Yasin'in Göztepe'nin 11 haftada attığı 14 golden 8'ine imzası var. 6 gol, 2 asist.
İkinci yarıda da Alpaslan muhteşem şutu ile golü tek başına yarattı.. Göztepe o kadardı, işte.. Rize her şeyi yaptı, topu bir türlü içeri atamadı.

***
Abdullah Avcı'yı artık tanıyamıyorum..
Ya da bu takıma futbolu o değil, Kaptan Emre oynatıyormuş. Bu kadar kötü, bu kadar ruhsuz, bu kadar sıkıcı futbol oynayan bir takımın bir de lider olması, aslında dökülmek için birbirleriyle yarışan Dört (Adı) Büyüklerin ayıbı.
Avcı, avcundaki maçı Beşiktaş'a vermek için ne lazımsa yaptı. Hele ikinci yarıda takımın tümünü kendi 18 etrafına çekmesi tam intihardı.
Yahu Beşiktaş'ı görüyorsun..
Onun nesinden korkuyorsun..
Başakşehir o kadar çekilince Beşiktaş mecburen ileri çıktı.
Mecburen bastırdı. Mecburen bol şut attı.. Mecburen gol de atıyordu, son saniyede..
Abdullah Hoca, bu korkaklık, bu kararsızlık yakıştı mı sana?.
İlerde top tutacak, topa basacak, en az iki kişiyi de yanında beklemeye mecbur edecek Adebayor iki defa kenara geldi ve kulübeye geri döndü. Sen ilerden adam çıkarıp geriye adam soktukça, Beşiktaş kalecisini bile santraya sürecek hale geldi.
Ali Koç, bu Abdullah Avcı'yı düşünüyormuş, öyle diyorlar.. Ya öyle diyenler Ali Koç'u tanımıyorlar, ya ben hiç tanımamışım.
Başakşehir vermek için her şeyi yaptı.. Peki ya Şenol?.
O da "Hayır, almiyim. Teşekkürler" diye çırpındı durdu.
Bir tek örnek vereyim, Şenol'u anlatmaya yeter..
Dakika 80.. Beşiktaş 1-0 mağlup.. Başak 18'i üzerine kapanmış. Beşiktaş bastırıyor ama, Atiba/ Medel orta sahasından oyun kurulur mu?. Medel "Beni çıkar" diye işaret edince, Şenol nihayet adam değiştirme zorunda kalıyor.
Son dakikalarda yenik takıma tecrübe gerek. Oyun kurucu gerek. Kenarda Oğuzhan var. Eldeki tam biçilmiş kaftan.
Olmadı Tolgay var. Şutör orta saha adamı. Kör gözüm kapanan rakibe 20- 25 metreden ceza kesecek adam..
Şenol kimi sokuyor?.
İnanmazsınız.. Genç, tecrübesiz ve o dakikaların ağırlığını kaldırması mümkün olmayan Güven Yalçın'ı.. Uzatmalar dahil 15 dakika oynadı Güven ve bir tek kere topla buluştu, onu da kaybetti..
***
Cocu'nun yerine gelen Koeman, Fatih Terim'in büyük ve akıl almaz hatalarla 2-0'dan önüne bıraktığı maçı adeta almadı.
Bu yayıncı kuruluş ne yapar?.
Hadi gazetecilik öldü. Yazılı medya, basın toplantısı bile izlemiyor, her şeyi ajanstan yazıyor.
Peki, bu yayıncı kuruluşta seyrettiğimiz maçı özetleyip arkasına "Ne düşünüyorsun" diye eklemeyi soru sormak sanan cahiller dışında bir "Spor Gazetecisi" yok mu?:
Fener 2-2'yi bulmuş.
Galatasaray'ı darmadağın ediyor.
Valbuena bir gol atmış.
İkinciyi attırmış.. Coşmuş gidiyor.. Onu alıyor oyundan Koeman, Fatih Hoca'ya ayıp olmasın diye ve bir tek bir kişi sormuyor, "Valbuena'yı niye aldın" diye.. Oysa hepsi "Aslan Koeman..
Aykut Kocaman ve Cocu'nun öldürdüğü Valbuena'yı ilk 11'e cesaretle koydu" diye yazıyor üstelik. "İkinci yarı başlarken, Alper'i bulup takıma koymak nasıl bir fikirdi.
Galatasaray'a en yararlı oyuncu olarak sahada dolaştığını gördüğün halde niye onu değil de Valbuena'yı aldın" diye sormayı aklına getiren mi yok, Türk spor basınında.. Ya da cesaret mi edemiyorlar, somut, doğrudan soru sormaya..
"Ne düşünüyorsun?." Hay senin düşüncen batsın. Adamın ne düşündüğünü maç boyu gördük. Sen kendi düşündüğünü, takıldığını sorsana ödlek?.
Bu arada.. Genç Barış'ı Koeman da ısrarla unutuyor, bir yığın ruhsuz döküntü sahada dolaşırken..
***
Trabzon bu seyirciyle hiçbir şey olmaz.. Yıllardır bu takımın en büyük düşmanı kendi seyircisi.. Bahane arıyor, takımı, oyuncusunu, hocasını, yönetimini ıslıklamak için..
Burak oyundan alındığı için sinirli. Ben de onun yerinde olsam sinirlenirim. Halinden belli.. Seyirci, taraftar onun üzerine gider mi artık?.
Dünyada golcü sıkıntısı varken, dünyanın en iyi golcülerinden biri sende..
Kazanmaya baksana..
"Mentör de mentör" deyip duruyorum.. İşte bir örnek daha..
Burak gibi bir yeteneği kaybetmek çok ama çok kolay. Ama kazanırsan, hem kulübün, hem Türkiye kazanır..
Sportif, özel tüm yaşamı ile adam "Benim profesyonel yardıma ihtiyacım var" diye bağırıp duruyor.
Hani nerde?.
Aldık kenara bitti. İşte Arda da kenarda.. O da bitti. Dökülüyor Başakşehir. Arda'ya nasıl ihtiyaç var, ama kenarda. Sıkıysa oynatsın bakalım Avcı?. Göksel Başkan da, öyle baksın dursun, tribünden..
Gidersin bizim köye.. Orda ay çiçeği tarlaları var.. Bol Burak, bol Arda yetişiyor o tarlalarda.. Alır beş on tane gelirsin!.
Haaa!.. Maç mı?. Ünal Karaman önce Burak'ı, sonra Rodellaga'yı çıkarıp iyice çekildi ve Bursa'ya "Buyur iki puanımı sil" dedi. Onlar da 87'de attılar, "Ayıp olmasın Karaman'a" diye..
***
Bu arada.. Mustafa Denizli yıllar yıllar önce, ligde görev vermediği 17 yaşındaki genç stoperi, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ısrarla oynatıyordu. Taktik gereği.
Türkiye o genç adamı o sayede tanıdı. O genç adam Galatasaray'ın da, milli takımın da yıldızı oldu. 2000 yılında UEFA ve Avrupa Süper Kupalarını kaldırdı. 2002'de Dünya Üçüncülüğü Madalyasını Milli Takımı ile taktı.
Her şeye Mustafa Denizli ile başlayan bir yerde her şeyini ona borçlu olan o genç adam, Bülent Korkmaz, geçen hafta, Kasımpaşa ile liderlik yolunda ilerleyen Hocasına taş koydu. Başında bulunduğu Antalyaspor'u ile Denizli'yi hem de Kasımpaşa'nın sahasında yendi.
Ama takımlar Antalya ve Kasımpaşa olunca bu güzel hikâyeyi hem de resimle yazan tek ama tek gazete çıkmadı.
Mesleği kendi ellerimizle yok ediyoruz.
Sen okunacak şey yazmazsan, gazete niye satsın, söyler misiniz?.
YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Uğur kabul etmemekte haklıymış!.. 19 Haziran 2019 | 379 Okunma Küçük tartışmanın “Dev” finali!. 18 Haziran 2019 | 2.343 Okunma Babamı bir kez daha anarken.. 16 Haziran 2019 | 85 Okunma Paris’te bir Sultan ve Türk Kafası.. 15 Haziran 2019 | 117 Okunma Bir fırça da benden, bu defa!. 14 Haziran 2019 | 1.310 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar