Batı yakası

Avrupa’da, son zamanlarda cereyan eden İtalya ve İspanya haberleriyle hareketli zamanlar yaşandığına şüphe yok. Yeni hükümetlerin içeriğiyle ekonomik belirsizlikler arasındaki bağlantı bu bağlamda...

Avrupa’da, son zamanlarda cereyan eden İtalya ve İspanya haberleriyle hareketli zamanlar yaşandığına şüphe yok. Yeni hükümetlerin içeriğiyle ekonomik belirsizlikler arasındaki bağlantı bu bağlamda sorgulanırken, özellikle İtalya’daki gidişatın kritik olacağını söylemek mümkün. Nitekim ülkedeki gerek ekonomik kaygılar gerekse Euro karşıtı sesler, bölgenin birlik ve sağlığını tehdit eden bulaşıcı ögeler taşımıyor değil. Zira Euro’nun başarısı(zlığı) AB’nin de yolunu çizecek kritik bir faktör. Neticede Euro Bölgesi’ndeki ülkeler Brexit sonrasında AB’nin ekonomik büyüklüğünün %85’i gibi ciddi bir bölümünü temsil ediyor olacak.

İşte yaşanan son İtalya çalkantısı vesilesiyle, Euro Bölgesi’ni nasıl bir geleceğin beklediği ve dolayısıyla uzun zamandır tartışılan reform dalgasının gelip gelmeyeceği sorusu akılları yeniden meşgul etmeye başladı. Bilindiği üzere bu kapsamda Fransa bir süredir Ekonomik ve Parasal Birlik EMU’da ciddi bir revizyonu savunurken, bunun temel gerekçesini bölgenin krizlere karşı hayatta kalabilmesi olarak izah ediyor. Nitekim bir(kaç) ülkenin karşılaşabileceği sorunların tüm bölgeye mal olması riskini ortadan kaldırmak için, birliğin ne derece bir birliktelik sergilediğini bir an önce göstermek önem taşıyor. Hatta Avrupa Komisyonu’nun da geçen yıl bu zamanlar EMU’nun derinleştirilmesine dair bir çalışma yayımladığını hatırlıyoruz.

Doğrusu bu ayın sonunda Brüksel’de gerçekleştirilmesi planlanan Avrupa Konseyi toplantısında ele alınacak temel konulardan birinin de bu olacağı söylenebilir. Bu ise, ortak bir bütçe ve maliye bakanı ile Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) konuları üzerinde tartışmalar yapmak anlamına geliyor. Fransa bölgede para politikasının yanında ortak bir maliye politikasının hayata geçirilmesi fikrinin öncülüğünü yaparken, bir süredir gündemde olan reform fikrine çok sıcak bakmadığı bilinen Almanya konuya henüz ufak adımlar atarak yaklaşmayı tercih ediyor. Örneğin bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde Şansölye Merkel’in ismini andığı yatırım fonu... Lakin fonun özellikle ima edilen ölçeği düşünüldüğünde dahi, Berlin ve Paris arasındaki görüş mesafesinin halen açık olduğu gözleniyor. Bununla birlikte, birlik içindeki herkesin selameti için karşılıklı farkındalığa dayalı bir işbirliği gerektiğini de kimse inkar etmiyor.

G7-1

Avrupa’dan yola çıkmışken daha batıya ilerlersek, gündemi kızıştıran konulardan birinin de Atlantik’in iki yakası arasında yaşandığını gözlemliyoruz. Almanya ve Fransa içinde bulundukları dev ortaklıkla ilgili henüz tam olarak anlaşamazken, bir dış ortağın son çıkışları üzerinde ise bugünlerde anlaşmış bir tutum sergiliyor. Hatta 44. Zirvesi’ne bugün Kanada’da çıkacak olan G7’nin ABD hariç diğer üyeleri de bu konuda el sıkışıyor.

Bilindiği üzere, Paris İklim Anlaşması ile çatırdamaya başlayan ortak global tutum, Trump yönetiminin ticari korumacılık kararları ve İran nükleer anlaşmasından çekilmesiyle giderek su alan bir hale geldi. Bu kapsamda özellikle çelik ve alüminyuma gümrük meselesinde derin hayal kırıklıklarını bolca ifade eden Avrupalı taraflar, ABD’nin dayanışma simgeleyen kararlara yanaşmaması halinde G7 ortak metnini imzalamayacakları yönünde uyarılar dahi dile getirmiş bulunuyor. Bir başka ifadeyle Başkan Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, batı yakası ağırlıklı müttefiklerin çok taraflı ortak kararları artık sağlıklı bir şekilde hayata geçirmesini engelliyor.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Teşekkür 25 Kasım 2018 | 5.984 Okunma İş yapmanın kolaylığı 02 Kasım 2018 | 4.793 Okunma Küresel havacılığın merkezi doğuya kayarken 30 Ekim 2018 | 5.044 Okunma Roma-Brüksel hattı 26 Ekim 2018 | 5.243 Okunma Çin yavaşlarken 23 Ekim 2018 | 4.254 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar