ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Korku

Gerçek veya hayalî bir tehlike, bir tehdit karşısında duyulan büyük tedirginlik olarak tanımlanan korku; insan fıtratında var olan güçlü duygulardan biridir .

Hadi Önal
Hadi Önal İstiklal Gazetesi
13 Şubat 2018 | 88

Gerçek veya hayalî bir tehlike, bir tehdit karşısında duyulan büyük tedirginlik olarak tanımlanan korku; insan fıtratında var olan güçlü duygulardan biridir.

Korku, bir hastalık değildir. Ancak, akıl, irade ve mantıkla kontrol edilemediği zaman insan rûhunda meydana getirdiği tahribatla büyük yıkımlara sebep olur. Korku; önünde secde edildiği müddetçe büyüyen, büyüdükçe de elimizi-kolumuzu bağlayarak hayallerimize ambargo koyan, geleceğimizi satın alan bir zaman taciridir.

Aklı ve mantığı sürgüne gönderen; kendisinden çok, beklentisi ile huzursuzluk kaynağı olan bu duygu; insanın yüreğine bir çöreklenirse artık o insandan gelecek adına, umut adına bir şeyler beklenemez. Korkunun esir aldığı böylesi bir kişinin bütün düşünce sistemi altüst olur. Korku esiri bir kişi, sağlıklı düşünemediği gibi gözü de bir adım ötesini göremez.

Çoğu zaman şüpheyle kol kola giren korkunun acabaları beyninde dans etmeye başlayınca da insanın ne huzuru kalır ne rahatı. Ya başaramazsam, ya kaybedersem, ya beğenmezse, ya sevmezse, ya unutursa, ya öğrenirse... Korkunun daha da uzatacağımız bu ‘ya’ları; insanı, “ya’lar durağı”nda müebbetlik mahkûm misali bir aşağı bir yukarı gezdirir durur. Korku girdabının sarmaladığı böylesi bir insan, kendi iç huzursuzluğu ile çevresini tedirgin eder; etrafını yıkıp döker; gücü nispetinde zarar verir.

Korkudan kurtulmanın tek yolu onunla yüzleşmek ve onu sorgulamaktır. Korkudan kaçmak, kurtuluş değildir. Hele de korku, kendisinden korktuğumuzu ve kaçtığımızı anlarsa bırakmaz peşimizi.

Bir yakınım vardı. Merdivenden düşmüş kalçasını kırmıştı. Yaşlı olduğu için biraz zor ama başarılı bir ameliyat geçirdi. Aldık hastaneden eve getirdik. Arabadan indirdik. Koluna girdim. Evleri ikinci kattaydı. Merdivenin başında durdu. Sağ ayağını kaldırdı. “Ha gayret!” dedim. Biraz bekledi, sonra usulca indirdi ayağını. Anlaşılan adım atmaktan korkuyordu. “Korku”, dedim; “ayaklarına hükmetmeyi engelliyor değil mi?” “Ben de biliyorum bir şeyim yok ama gel sen bunu ayaklarıma anlat.” dedi. Aslında ayaklarına cesaret verecek olan beyniydi. Beyniyse korkuya tutsaktı. Bu korkusu onu, uzun aylar yatağa hapsetmeye yetmişti.

Devamını Oku
Diğer Yazıları
DAHA FAZLA SONUÇ GÖSTER