ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Korkma, faizi yükselt! Savaşta bir adım geri atılır bazen

Fuat Uğur
Fuat Uğur Türkiye Gazetesi
26 Mayıs 2018 | 7.9 K
Biliyorum, faiz enflasyonun tetikleyicisi. Döviz-enflasyon-faiz günah sarmalındaki taammüden suç işleyen parametre o.
Tamam, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta tüm iktidar yetkilileri faizin düşürülmesi için kamuoyunda bir kanaat oluşturdular.
Dolayısıyla da “Bundan geri dönüş olamaz” beklentisi ortaya çıktı.
Eğer geri dönersek gururumuzla oynarlar, “Bak nasıl da söke söke faizi yükselttirdik” derler diye endişe ediyoruz belki de.
Diyecekler, cibilliyetleri bu.
Ama unutmayalım, savaştayız biz.
Üstelik yedekte neler beklettiklerini de az çok biliyoruz. 24 Haziran’a dek, tek tek sürecekler piyasaya. AK Parti’ye oy veren ve vermek isteyen seçmen kitlesini Erdoğan’la karşı karşıya getirmek istiyorlar. Yani asıl hedefleri Erdoğan’ı seçtirtmemek, Meclis’te AK Parti çoğunluğunu bitirtmek.
 
EKONOMİK GÖSTERGELERE Mİ DOLARA MI BAKIYORUZ?
 
Haklısınız, ekonomik göstergelere bakıldığında doların artması için hiçbir sebep yok. Misal dünyada Gayri Safi Millî Hasılası (GSMH) en çok yükselen ülkeyiz. Son 10 yıllık büyüme oranı yüzde 4,8.
Erdoğan öncesinde yıllık vergi gelirimizin yüzde 103’ünü alıyorlardı, bugün sadece yüzde 13’ünü.
Yılda 1 milyon 300 bin kişiyi istihdam eden bir ülkeyiz ve bu inanılmaz.
Kanal İstanbul başta olmak üzere dünyada bu kadar mega projeyi devreye sokan başka bir ülke yok.
 
DOLARİZE MİLLET OLDUK
 
Ama ortada bir başka gerçek de var ki halkı ne yazık ki ekonomiyi dolar üzerinden okuyor. Dolarize bir millet olduk vesselam. Uluslararası odaklar ve onların yerli iş birlikçisi muhalefeti, medyasıyla birlikte bu algıyı sabah akşam pompalıyor. Yani sanki dolar düşerse ekonomi iyi, yükselirse kötü diye bakıyoruz. Gerçek bu olmasa da ortadaki gergin durumun insan algısında bir tahribata sebep olduğu da muhakkak.
Geçen faiz artırımı sonrasında gelir durumu böyle ahım şahım para biriktirecek seviyede olmayan bir arkadaşım beni aradı, “Yahu 1000 liram vardı dolar aldım, pat diye faiz yükseldi zarar ettim” dedi. Kulaklarıma inanamadım. Güler misin ağlar mısın? “Allah cezanı verecek” dedim İbo gibi ona.
Merkez Bankası şimdi doları zapturapt altına almak için elindeki kozları tek tek açıklıyor. Lâkin bu tedbirler radikal bir düşüşü sağlamıyor.
Yekten söyleyelim, yapılacak iş belli:
 
FAİZİ ARTIRMAK
 
Dahası bu kozu hiç bırakmayacağını hissettirerek.
Hem Cumhurbaşkanımızın, hem de hükûmetin bunu bir teslimiyet olarak nitelememesi gerekir. Bir saldırı altındayız ve savaşta bazen taktik geri çekilmeler her zaman olur. Toparlanıp ileriye doğru iki adım atmak için gereklidir çoğu kez bu.
Kaldı ki bu ülkede bizler gecelik yüzde 3500 faizleri görmüş bir neslin ahvadıyız. AK Parti iktidara geldiğinde faiz yüzde 64 değil miydi? Şimdi memleketin geleceği için, seçim dönemini rahatlıkla atlatabilmek için bu açık saldırıya karşı faiz kozunu kullanabilmeliyiz. Bu bir yenilgi değil. Asla kabul etmemeliyiz.
 
FAİZİN ETKİSİ İKİ AY SONRA
 
Unutmamak gerekir ki dövizde meydana gelen bir artış çok kısa süre sonra maliyetlere girdi olarak yansıyor ama faiz artışının enflasyona etkisini ancak iki üç ay sonra görebiliriz.
Kısaca önce şu 24 Haziran’ı bir atlatalım.
Sonrasını hepimiz biliyoruz zaten.
 
 
Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı seçiminde kime oy verecek?
 
Bu soruyu herkes ciddiye alsa iyi olur.
Dört duvar arasında kime oy vereceğini bir Allah bir de kendi bilir. Sorsan mutlaka Muharrem Bey'e oy vereceğini söyler.
Ben Meral Akşener’e oy vereceğini düşünüyorum.
Ama artık bu soru sorulabiliyorsa durumun vahametini anlamak için çok açık sebeplerimiz var demektir.
Muharrem İnce CHP yönetimi tarafından sepet gibi ortada bırakıldı. Peki, birtakım güçler onu tamamen ihmal ediyor olabilir mi? Bence hayır.
İnce’yi hiç yabana atmamalı. O da kendini Batı pazarına açtı ve kullanışlı bir emtia olduğu yolunda mesajlar vermekte.
İşte geçen gün tuttu “Amerikalılar beni aradı, Fetullah, usulüne uygun istenmemiş” deyiverdi. Nereden biliyorsun, Adalet Bakanlığıyla konuştun mu? Hayır, Amerikalılara (kimse onlar) inanmak daha kolay ve konforlu.
Kimdi bu Amerikalılar?
Tısss.
Önceki gece CNN Türk’te Hande Fırat yeniden “Kimdi bu Amerikalılar” diye sorunca kızdı. Kazanınca açıklayacakmış.
Yine o programda ortaya çıktı ki toplantı yaptığı büyükelçiler sayın İnce’ye “Erdoğan’ı yargılayacak mısınız?” diye sormuş. O da şöyle demeye getiriyor:
“Ben Tayyip Erdoğan’ı niye yargılayayım? Yargı sistemini öyle düzenlerim ki ben değil yargı bunu yapar.”
O vakit aranan FETÖ’cü imdada yetişecek ve Muharrem İnce’nin istediği yargı sistemini muhakkak kuracaktır yeniden.
Bu durumda Fetullah da “Usulüne uygun” olarak Amerika’dan istenir ve o da usulünce özel uçağına atlar gelir.
Ondan sonrası can sağlığı, Fetullah’la al takke ver külah…
 
 
“Laiklik yobaz ve gerici bir ideolojidir”
 
Bu sözlerin kime ait olduğunu önceki akşam Medya Kritik’te açıkladık.
CHP Milletvekili Eren Erdem söylüyor bunu. Daha geniş alıntı yapalım:
“Devlet ile ilişki kuran herkes gericidir. Laiklik Batı emperyalizminin çocuğudur. Laiklik bu yüzden 20. Yüzyılın çöplüğüne gömülmüş, yobaz, gerici bir ideolojidir. Tıpkı Taliban ideoloji gibi.
Bu satırlar ilgili şahsın "Riya Tabirleri" adlı kitabından.
Eren Erdem gibi bir karanlık aparatın CHP’de olması onu partide barındırıp el üstünde tutan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorunudur.
Pek çok şey gibi bunun da bir gün mutlaka hesabını verecektir.
.
 
 
Macron’un "gay" olması neyi değiştirir ki?
 
Le Point adlı derginin önceki günkü iğrenç ve ahlaksızca kapağında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın diktatör olarak tanımlanması oradaki Türk kamuoyunu korkutmaya yönelik. Bir başka faktör ise Batı kamuoyunu Erdoğan’a yönelik olası operasyonlara fikren ve zihnen hazırlamak. Çünkü Batı medyası vatandaşlarını embesil yerine koyarak yayın yapıyor ve çoğu kez de haksız çıkmıyor.
Derginin seviyesizliğini konuştuğum bir arkadaşım çok öfkeliydi ve bir ara “Cumhurbaşkanı 'gay' olan ülkeden ne hayır gelir ki” deyiverdi.
Mesele bu kadar basit miydi? Macron gay, o hâlde her türlü melaneti bekleyebiliriz, öyle mi?
Peki, onu oraya getiren ve ilk çıkıntılıklarını “Ekmek-mama-ç.k-sopa” yöntemiyle törpüleyip hizaya sokan uluslararası sistemi nereye koyacağız?
Biliyorsunuz Emmanuel Macron, Donald Trump karşıtı küresel güçler tarafından Cumhurbaşkanı yapıldı. Âdeta piyangodan çıktı. Ama Trump’ın arkasındaki Pentagon ve silah tekelleri baskın çıkınca diğerleri bu güce biat etmek zorunda kaldı. Şöyle netleştireyim. İlk zamanlarda Trump ile ayrı telden çalan İngiltere Başbakan’ı Theresa May’in ani değişimi gelişmeleri anlatan mühim bir gösterge. Macron bu değişime çabuk ayak uyduramayınca birkaç DEAŞ bombalamasıyla terbiye edildi. Trump’ın bombalamalar ile ilgili konuşup Fransızlarla nasıl alay ettiğini hatırlayın.
Macron şimdi kulak memesi dâhil her türlü kıvama geldi. Trump ile artık sıkı iki dostlar. Arkadaşıma da gönderdim, Trump ile Macron’un çeşitli buluşmalarındaki elleşip öpüşmeleri ağır çekim tekniği de kullanılarak klip yapılmış. Müthiş eğlenceli. Klibin kapağı ise bir jenerasyonun rüyalarına giren Emmanuelle filminin afişi var. Tabii Macron’a ve Trump’a uyarlanmış. Fonda da filmin çok ünlü soundtrack’i Emmanuelle şarkısı.
İzleyin eğleneceksiniz.
Sonunda anlayacaksınız “Evet Macron bir 'gay' ama şu anda dünyanın başına bela olan Trump gibi bir partneri var.”
Üstelik Pierre Bachelet’nin söylediği şarkıdaki şu cümle her şeyi izah eder:
“Çok uzun bir yolculuktur aşk/akıllı olmak için.”
Kısaca bu partnerlik kolay bitmez.
Devamını Oku