ÇOK OKUNAN YAZARLAR

Muharrem İnce için neden endişeli olunmalı?

Aslına bakarsanız Muharrem İnce yarışa talihsiz başladı .

Fuat Uğur
Fuat Uğur Türkiye Gazetesi
17 Mayıs 2018 | 6.9 K
Aslına bakarsanız Muharrem İnce yarışa talihsiz başladı. Partisinin genel başkanlık koltuğu için en başından güçlü bir mücadele vermiş ama yazık ki birkaç kez denemesine rağmen, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından tahkim edilen delege yapısı nedeniyle bunu başaramamıştı.
İnce, bu yüzden risk alıp, milletvekilliğini ve genel başkanlık yarışındaki iddiasını kaybetmek pahasına “Ben Cumhurbaşkanı adayıyım” diye ortaya çıktı. Bunu önce genel başkanıyla paylaştı. Kuşkusuz Kemal Bey bir stepne bulduğu için habere sevindi ve İnce’den bu yolla kurtulmanın mümkün olacağını düşündü ama o sırada aklındaki ana fikir “Önce Erdoğan gitmeli” şeklindeydi. İnce’ye “Bekle sen” dedi ve Temel Karamollaoğlu tarafından sunulan “Çatı adayı Abdullah Gül” formülüne asıldı. Bu formüle dört elle sarılmasının bir başka nedeni daha vardı:
Cumhurbaşkanlığı için erken start veren Meral Akşener’den aldığı “olumlu işaret”ti bu.
Oysa Meral Akşener de başka yerlerden işaret almıştı ve o aklın mimarlarının kim olduğunu, belgeli olarak ispat edemesek de biliyorduk biz. Gerçi şu anda sağ kolu olan Koray Aydın bir buçuk yıl önce “Meral Akşener’i FETÖ’cüler destekliyor” demişti ama Akşener’e “Sorunlu bölgelere girmeden” siyaset yapmayı da öğretmişti o odak.
Meral Akşener hakikaten çok planlı ve “ince” gitti. Önce CHP adayını geciktirmek için ittifak mittifak diyerek hepsini oyaladı, çatı aday için çekilebileceğinin sinyalini verdi. Gül de bu öneriye yatınca Akşener baktı ki işler ciddi, hemen çark ederek “Ben yarışta varım, çekilmem” deyip her şeyi bozdu. Sonuçta istediğini elde etmiş oldu. Kemal Kılıçdaroğlu da yedeğinde tuttuğu İnce’yi “Gel bakalım Muharrem” diyerek aday gösterdi.
Dediğim gibi Pensilvanya yöntemleriyle adaylığı geciktirilen Muharrem İnce şimdi yol alabilmek ve yetişebilmek adına paldır küldür, gaf üstüne gaf yaparak yürüyor.
 
YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL YA DA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
Ama siyaset çok farklı. Hele de bir yarışa girdiğinde. “Akşam yenilen hurmalar bugün seni tırmalar” özdeyişini unutmamak gerek.
Muharrem İnce’nin bugünkü sözlerinin tam tersini birkaç yıl önce söylediğini öğrenmekten şaşkına döndük. Her gün bir yenisi ortaya çıkıyor.
Dün bir Meclis konuşmasındaki tartışma esnasında “Neden kadınların başını kapatmaya uğraşıyorsunuz kardeşim, erkekler kadınlar geçerken gözlerini kapatsın” dediğini öğreniyoruz. Şimdi bu yüzden “Benim de kız kardeşimin başı kapalı, bizim dönemimizde başörtülüler rahat edecek” sözleriyle herkesi güldürüyor.
Dindar insanların karşısında dindar gibi görünmeye çalışıyor. Konuşması sırasında ezan okunduğunda susuyor, sanki televizyon programlarında “Ezan okunurken niye susuluyor ki kardeşim” diyen kendisi değilmiş gibi.
Tekke zaviye demeden gezip ellerini semaya açıyor. Mevlâna Türbesi de dâhil. Mevlâna’nın kafalarımıza mıh gibi çakılan o sözünü tınmıyor bile bunu yaparken:
“Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”
Hakkâri’de toplama HDP’li ve PKK’lıların doldurduğu küçük alanda “Başkan Selo” sloganları arasında konuşmaya çalışırken “Selahattin başkanı ziyaret ettim, sen dışarıda olmalısın dedim ona” diyerek taşıma mitingçilere “Ben de eskiden sizin gibi Kürt’tüm, bana oy verin” mesajı iletiyor.
Gülmeyin, gazeteciler tabii cin, soruyorlar “Hangi takımı tutuyorsunuz?” diye. O da söylüyor "Beşiktaş’ın Çarşı ruhuna bayılıyorum, Galatasaray’ın Avrupa’da ses getirmesine güveniyorum. Trabzon’un Anadolu’da olması bir başka güzel. Çocukken Fenerbahçeli'ydim."
İşte ondan, eskiden Fenerbahçeli olan neden eskiden Kürt olmasın?
Köylünün karşısına çıkınca köylü oluyor. Traktörü römorkuyla geri geri götürebiliyormuş da ondan. Bu arada kafasına geçirdiği kasket de ispatıymış.
 
ASIL ENDİŞE VERİCİ OLAN NE?
Tüm bunlara “neyse” deyip geçebilirdik ama şimdi asıl korkulması, kaygı duyulması gereken hususta sıra.
Yakınları Muharrem İnce’nin bir gün LGBT bireylerinin karşısına çıkıp konuşma yapmasından ve “Ben de eskiden sizin gibiydim” demesinden korkmalılar bence. Bu gidişle olacak sanki. Çünkü LGBT her yıl haziran ayının ortalarında “Onur yürüyüşü” dedikleri bir gösteri düzenliyor. O yürüyüşe katılıp böyle konuşabilmesi ihtimal dışı değil.
Antrparantez belirtelim “Ben de sizdendim bir zamanlar” derse kimse kınayamaz ve karışamaz. Ama, sonuçta bu bir seçim yarışı ve önlerinde binbir takla atarak oy beklediği Kürt seçmen, dindar seçmen, köylü seçmen ne der onu bilemem.
Kısaca aman diyeyim, birileri Muharrem Bey’i durdursun.
 
 
 
Afrikalı iş adamlarına çektirilen vize çilesi ve ihracata vurulan darbe
 
Salı günkü yazımın başlığı “Dışişleri’ndeki FETÖ tezgâhı ile ihracata büyük darbe”ydi.
Afrika ülkelerinden gelerek mal almak isteyen ve ihracatımıza katkı sağlayan Afrikalı iş adamlarına vize engeli konuluyordu. En iyi ihtimalle üç ay sonrasına vize için randevu veriliyor, böylece Afrikalı iş adamlarının başka ülkelerle ticaret yapabilmelerinin yolu açılıyordu. Bunun Türkiye’ye büyük ihanet olduğunu yazdım.(*)
Önceki akşam Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sayın Hami Aksoy aradı telefonla. Bir kere çok zarif ve nazik bir insan. Problemin kaynağına inme konusunda son derece yapıcı ve Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun meseleye hassasiyetle yaklaştığını özellikle belirtti.
Hami Bey’in verdiği bilgiye göre mülteci potansiyeli olan Afrika ülkelerine, benzer ülkelerdeki gibi bir VİZE REJİMİ uygulanıyormuş. Sebebi çok göç vermeleri.
Bu nedenle de ister sıradan vatandaş, ister iş adamı olsun bir Afrikalı evraklarını elçiliklerimize verdikten sonra bu evraklar Türkiye’ye “Göç İdaresi”ne gönderiliyormuş. Onlar gerekli incelemeleri yapınca da evraklar geri yollanıyor, sonuç olumluysa vize randevusu veriliyor ve Türkiye’ye gelebiliyorlarmış.
Hami Bey elçiliklerdeki FETÖ tasfiyesi nedeniyle az elemanla çalışıldığını da belirterek “Sizin uyarılarınızı dikkate alıyoruz” dedi.
Anlıyorum ki problem büyük.
Ben Sayın Hami Aksoy’a söylediklerimi burada da tekrarlayayım:
1-Göç edecek insanlar genellikle sınırdan yürüyerek geçerler. Vize başvurusunda bulunmazlar. Yüzde olarak mutlaka çıkar ama bu tolere edilebilir bir sayıdır.
2-Tedbir almaksa esas mesele çok basit bir yöntem var. Afrikalı iş adamı ticaret yapacağı iş adamının adını referans olarak verir, memurun küçük bir Google araştırması ve mail trafiğiyle mesele çözümlenir.
3-Evrakları isteyip, ta Türkiye’deki Göç İdaresine göndermek ise tam bir facia. Böyle bir bürokratik bariyer akıl alır gibi değil. Aradan derhâl çıkarılmalı o aşama.
4-Kaldı ki gelenlerin takibe alındığı ve kontrol edilebildiği de bir başka gerçek.
Sonuçta ortada bir vahamet duruyor. Kimse cari açığı kapatan en önemli kalem olan ihracata vurulan bu darbenin sorumlusu olmamalı ve bu meseleyi çözümlemeli. Sayın Bakan Çavuşoğlu’nun bir ekonomist ve iş adamı gibi düşünüp hızlı bir kararla gerekeni yapması beklenmeli.
(*) http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/602250.aspx
Devamını Oku