Bazen geçmiş geri  gelir...

İstanbul Belediye Başkanı ve eşinin Cumhuriyet Kutlaması için Taksim’i ya da Yenikapı’ yı değil de Sultanahmet’i seçtiği 29 Ekim akşamı Serdar Akar’ın yönettiği Çiçero...

İstanbul Belediye Başkanı ve eşinin Cumhuriyet Kutlaması için Taksim’i ya da Yenikapı’ yı değil de Sultanahmet’i seçtiği 29 Ekim akşamı Serdar Akar’ın yönettiği Çiçero adlı filmi izledim. Sayın Ekrem İmamoğlu seçim kampanyasındaki yol arkadaşlarını hızlı bir şekilde değiştirmiş olmalı ki, sembolleri yanlış okuyan, kemikleşmiş CHP zihniyeti ile çok yanlış bir başlangıç yaptı. Onun yanlış başlangıcı bazılarının içini dışarı çıkarmasına vesile oldu. Bakınız “İstanbul Müslüman işgalinden kurtuldu” diye tivit atanlar.(Tivitin sahibinin adını anmayacağım.)

Dilek İmamoğlu’nun sahne sanatçılarını “kıskandıracak” kıyafeti üzerinden, “Cumhuriyet kadını kimdir” tartışması hortlayınca Çiçero filminin de etkisiyle olacak İnönü’lü günlere gittim.

Böyledir, bazen geçmiş bir kokunun eşliğinde gelir, bazen bir resmin, bazen bir ismin. Orta okul yıllarımdan bir kaç sahne... 26 Aralık 1973 Çarşamba . Böyle hafıza olmaz diyorsunuz. Olmaz tabi. Eğer o gün İsmet İnönü’nün öldüğü günün ertesi gün olmasaydı bu kadar net tarih vermem mümkün olmazdı elbet.

Sosyal Bilgiler dersindeyiz, öğretmenimiz –ki kendisi asla hocam denilmesine müsaade etmez her hocam ifadesine bir eksi verirdi- ağlamadığımız için bize kızıyor. Bağırdıkça bağırıyor. Bizi yurtsever olmamakla suçluyor. İsmet İnönü’nün öldüğü gün yüzlerimizin sarı, gözlerimizin kırmızı olması gerektiğini söylüyor. Kendi çehresi tam da böyle. Sosyal Bilgiler öğretmenimizin adı Hikmet Özdemir idi. Hikmet Özdemir sadece İnönü hayranı idi, dindarlar ile ilgili herhangi bir cümle kurmazdı. Oysa Türkçe öğretmenimiz her ders dindarların aleyhine şeyler söylerdi.(Allah’ın inayeti yıllar sonra ağabeyim kendisini sakallı bir yaşlı olarak cami cemaati olarak bulmuştu.) Türkçe Öğretmenimizin söylediklerine itiraz eder, her itirazın karşılığını şiddetli bir şekilde kulağımın çekilmesiyle alırdım. O yaz babam tesadüf eseri kulak kepçemin etinden ayrıldığını ve yara olduğunu gördü. Yara bu hale gelinceye kadar niye haber vermedim diye kızdı. Haber veremezdim. O zaman babam okula gelecek öğretmen ile tartışacaktı. Muhtemelen bana da öğretmenlerimle tartışmamam gerektiğini öğütleyecekti.

Türkçe öğretmenimiz en çok Menderes’in sevgililerini diline dolardı.(Orta birinci sınıfta bir öğrencinin değerler dünyası için ne şiddetli ve ne anlamsız bir “katkı”. İsmet İnönü’nün düzgün aile yapısını örnek verir yobazların –Müslüman demezdi yobaz derdi- ne kadar koyun olduğunu söylerdi.

Menderes’in özel hayatı ile ilgili cümleleri Büyükbabama sorardım, ispat edilemeyecek iftiralarla adamın başını aldılar deyip gözyaşı dökerdi. Büyükbabamın gözyaşı, onun kuşağının çoğunda rastlanan bir davranıştı.1924 doğumlu olan büyükbabam yokluğu ve kıtlığı 4 yıl askerliği görmüş biri olarak Anadolu köylüsünün ilk defa eline para geçmesindeki katkı için Menderes’i hayırla anardı. Ama ile de ezana kavuşmak.1932’den 1950’ye kadar 18 yıl ezansız yaşamak. Türkçe ezan demezdi rahmetli. Ezansız yaşadık derdi. Tanrı Uludur diye minarelerden seslendirilen “Türkçe ezan” 1932 yılında yani Mustafa Kemal zamanında yürürlüğe girdiği halde halkta karşılığı neden bunlar “sağırın işi” diye bir kabule dönüşmüştü?

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Kapaklı olan her şeyin kitap olma(mak)klığına dair... 15 Nisan 2020 | 0 Okunma Evde mi kalıyoruz yoksa ekrana hapis bir hayat mı yaşıyoruz? 10 Nisan 2020 | 0 Okunma Kadim kültürde korku ve endişe metafizik ürpertiden payını alırdı... 08 Nisan 2020 | 0 Okunma Hayatı eve sığdırmak için  babalar biraz gayret etse.. 03 Nisan 2020 | 0 Okunma Kirli eller, ekonominin yürüyüşünü nasıl etkileyecek? 01 Nisan 2020 | 0 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar