Geç kalmış bir cesaret hikâyesi

Azledilmiş Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yeniden siyasete dönme, yeni bir parti kurma çabalarını izliyorum. Gözlemim şu: Ahmet Bey, geçmişteki hatalarından zerre ders almış görünmüyor. Herkesçe malum...

Azledilmiş Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yeniden siyasete dönme, yeni bir parti kurma çabalarını izliyorum. Gözlemim şu: Ahmet Bey, geçmişteki hatalarından zerre ders almış görünmüyor. Herkesçe malum yanlışları, onun için hâlâ yanlış gibi görünmekten çok uzak. En küçük bir özeleştiri yapmadığı gibi, hâlâ tepeden bakan o bakış açısını değiştirmiş değil. Bana göre hem kendisi hem ülke için "Tehlike arz etmeye müsait" bir durumda. Ancak zaten bu saatten sonra kendisinden bir siyasi lider çıkmaz. Çünkü gidişi o kadar "Aşağılayıcı" biçimde olmuştu ve kendini o kadar küçük düşürmüştü ki, bu düşüşte hiç de onurlu bir yan ve bir mücadele adamı izi görülmedi. Hepimiz biliyoruz ki, Ahmet Davutoğlu, AK Parti'nin en yüksek oyu alarak çıktığı bir seçimde hem Başbakan hem de partinin genel başkanı idi. Haliyle seçim zaferini de kendi liderlik hanesine yazıyordu. Fakat bu başarıdan çok kısa bir süre sonra "Liderlik" kendisinden "Çekilme" talep etti. Önünde iki yol gördü Davutoğlu. Ya partinin tartışmasız liderini dinleyecek ve istifa edecek; ya da mücadele edecekti. Kem küm etti belki ama istifa yolunu seçti. Hesabına yazdığı başarı puanlarına rağmen bıraktı ve gitti. Kendisine yönelik oldukça aşağılayıcı tutuma ve utanç verici gönüllü azile boyun eğdi.Ve belli ki yanına sadece bir miktar "Kin" koymuş başka bir şey değil. Oysa Ahmet Davutoğlu'nun önünde bir üçüncü yol vardı. Doğru olan, demokratik olan, saygın olan yol oydu ama "Büyük hayallerin ve büyük hedeflerin adamı", "Modern zamanların Enver Paşası" Davutoğlu o yolu göremedi. O yol şuydu: Partinin doğal liderine elbette rest çekmeyecekti. Ama doğru ve onurlu bir metotla kendini gösterecekti. İstifası istendiğinde, "Tabii ki böyle bir hakkınız var. Bu partiyi kuran ve iktidara taşıyan sizsiniz. Cumhurbaşkanı olarak beni azledebilirsiniz. Benim istifam ise çok da makul olmaz. Bunu demokratik yoldan yürütelim" diyecek hızla partinin kongresini toplayacak ve bu kongrede güvenoyu isteyecekti. "Patronun" karşısına çıkaracağı adayla yarışacaktı. Bunu yapsaydı kaybettiği zaman bile kazanmış olurdu. Şimdi ise eziklenmenin intikamı peşinde bir görüntü veriyor. Burada ne bir mağduriyet var ne de bir mağruriyet. Ama yine de cesaretinden ötürü kutlamak lazım. Göstermesi gereken zamanda göstermediği, geç kalmış bir cesaret. ***Öl de ölürler, in de inmezlerAK Parti lideri Erdoğan partisinin belediye başkanlarına lüks tüketimden uzak durmayı, savurgan bir belediye başkanı görüntüsü vermemeyi, pahalı makam araçları almamayı, ışıldaklı araçlarla göze batacak şekilde emniyet şeridinden gitmemeyi emretmiş. Birkaç yıl hemen hemen 10-15 yıl geç kalmış bir emir ya da talep. Bırakın belediye başkanlarını, belediyede şeflerin bile, müdürlerin bile yanar döner lambalı, uzay aracı gibi parlayan makam araçları ile trafik kuralları arasında cirit attıklarını, belediye başkanlarının, kayyum olarak atama yoluyla gelenlerinin bile sadece makam aracı değil, makam odası tefrişatında ultra zevksiz ve ultra lükse kaçtıkları bilinmeyen bir şey değil. Makam araçlarının markası ve donanımı konusunda belediye başkanları ve hatta bürokratlar arasında bir yarış olduğu, daha önce edilen itiraflardan biliniyor. Şimdi bunlar yasaklanmış. Ben size söyleyeyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partisine söz geçiremeyeceği bir alan burası. "Öl de ölelim" diyenlerin yapmayacağı tek şey "İn o makam aracından de inelim"dir. İnmezler. Dinlemezler. Makam aracının lüks olmayanı ölümden beterdir çünkü. Şöyle düşünür hepsi:"Lüks bir makam aracım olmayacaksa, kurallara vatandaş gibi uyacaksam niye belediye başkanı oldum ki..." Terörle mücadelede başarılı olan İçişleri Bakanı'nın emniyet şeridini kullanan makam araçları ile mücadelede başarılı olamadığını gördük. Şimdi bir kez daha göreceğiz. ***Eşler İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun sicil amiri gibi hareket eden ve sürekli kendisine nasihatlerde bulunan köşe komşumuz Sayın Nagehan Alçı, Ekrem Bey'den ümidi kesti sonunda. "O beni dinlemiyor, kendisini hizaya sokamadım. Ama bu işi eşi yapacak, onun ayaklarını yere indirecek" demiş yazısında. Nagehan Alçı'nın haklı olduğu bir yer burası. Siyaseten ayakları yerden kesilen, kendini çok büyük gören, makuliyetle bağlantısı kesilen tüm siyasetçilerin en önemli ilacı eşleridir. Toplumun had bildiremediği, bildirse bile ciddiye alınmadığı, ciddiye alınsa bile kıskançlıktan, düşmanlıktan olduğuna inanıldığı eleştirilerin tümünü en iyi yapabilecek ve liderlerin gerçekle bağlantısını yeniden tesis edebilecek tek kişi eşlerdir. Ekrem İmamoğlu'nu bilemem ama zıvanadan çıkmış bir siyasetçi görürseniz ona kızmayın. Eşine kızın. Yeterince ayar vermiyor demektir. İnşallah Nagehan Alçı bu talebi sadece İmamoğlu'nun eşinden istemez. Her eşten ister. Ben de istedim şimdi ama beni Nagehan Alçı kadar ciddiye alan olmaz.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Müthiş bir adamın ölümü 23 Mayıs 2019 | 3.241 Okunma Bütün Karadenizlilere Pontus demek mi istediniz! 22 Mayıs 2019 | 18.393 Okunma Seçimlerde oy nasıl çalınır? 21 Mayıs 2019 | 9.528 Okunma Sevinilecek bir şey değil, aklınızı başınıza toplayın 19 Mayıs 2019 | 14.758 Okunma Bunu bir ana doğurmuş olamaz 17 Mayıs 2019 | 8.099 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar