Kuranıkerim’i anlamayı mesele edinmek

Bu konuda daha önce de yazdım ama bir süre önce İstanbul’da Özgür-Der adına, geçen hafta da Sakarya’da İlim ve Hikmet Vakfı adına konuşmalar yapınca düşündüklerimi yeni tespitlerle tekrar...

Bu konuda daha önce de yazdım ama bir süre önce İstanbul’da Özgür-Der adına, geçen hafta da Sakarya’da İlim ve Hikmet Vakfı adına konuşmalar yapınca düşündüklerimi yeni tespitlerle tekrar yazayım dedim. Kuranıkerim’i anlama problemi var mı? Varsa bu nereden kaynaklanıyor? Ne yapmalıyız ki, böyle bir problemi halletmiş olalım?

Önce işin püf noktasından başlayalım: Varsa bu problemi ve hal çaresini öncelikle yine Kuranıkerim’den öğrenmeliyiz. Buna itirazı olabilecek bir mümin düşünülemez. İşte Kuranıkerim’i bu düşünce ile okuduğumuzda üç beş değil, onlarca ayetin bu meseleye ışık tuttuğunu görürüz. Önce Allah (cc) anlaşılması için onu Arapça olarak indirdiğini defalarca söylüyor. Bunun anlamı şudur: Kuranıkerim’i bu dille bize gönderen, tabirin sakıncalı tarafları olsa da, bu dille inşa eden Allah’ın bizzat kendisidir. Onu anlamak istiyorsanız onun Allah’ın tercihi olan dilini çok iyi bilmek zorundasınız. Ta ki, ona bu dilin ihtimal vermediği anlamlar yüklemeyesiniz. Meallerden elbette yararlanmalıyız, ancak o bir anlatmak için anlama olmaz.

Şimdi bu mesele neden problem edildi? Aklımıza gelenleri söyleyelim:

Müslümanlar, ya da İslam dünyası bin yıllık muhteşem bir medeniyetten sonra gerilemeye başlayınca taşlar yerinden oynadı. Henüz Batı’nın hâkimiyeti gerçekleşmeden bile Müslümanların kendi aralarında Kuranıkerim, Sünnet ve fıkıh tartışılmaya başlandı. Çünkü bu konularda gerçekten sıratı müstakimden uzak ifrat ve tefrit anlayışlar ortaya çıkmıştı.

Ardından Batı felsefesi ve onun sonucu olan bilim ve teknolojinin meydan okumasıyla karşılaşıldı. Bu bir güçtü ve Müslümanların bu güce mukabil güçleri yoktu. Mesele anlaşıldığında iş işten çoktan geçmişti. Asıl travmayı oluşturan durum da bu oldu. Çünkü bu dünyada ayakta kalabilmenin kanunu güçlü olmaktır. Allah bu konuda müminlerin dikkatini çekmiş ve ‘onlara karşı elinizden gelen her gücü hazırlayın’ diye buyurmuştu. En büyük güç bilgidir.

Türkiye özelinde düşünürsek, biz kalan gücümüzü de devrimlerle kaybettik. Âlimlerimiz, bin yıllık varlığımızı oluşturan kitaplarımız, yazımız, kültürümüz imha edildi. İslam budur diye örnek alabileceğimiz âlimlerimiz ve topluluklarımız kalmadı. Müslümanca düşünme şartlarımız yok oldu. Düşünenlerimiz de Batı etkisinde ve onları taklit ile düşünmeye başladı. Kuranıkerim’in mahiyetini ve nasıl anlaşılabileceğini dahi onlardan öğrenmeye kalkıştık. Dikkat edilirse Kuranıkerim konusundaki aykırı fikirler bize hep Batılı müsteşriklerden, ya da Batıda yetişen Müslümanlardan geldi. Kuranıkerim’i anlamayı entelektüel bir fantezi gibi gördük, onu anlaşılmak zorunda olan bir nesne konumuna indirdik, kendimizi ona hâkim bir konumda hayal ettik. Çünkü Batı düşüncesinde en büyük insandı. O halde Kuranıkerim de insana anlaşılmak zorunda idi.

YAZININ DEVAMI
ÇOK OKUNAN YAZARLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Neden Kuranıkerim bilimden değil de bilgiden söz eder? 17 Ocak 2021 | 607 Okunma Küresel bir İslam yönetim örneği, Zülkarneyn 15 Ocak 2021 | 679 Okunma O halde meseleyi nasıl doğru anlayabiliriz? 10 Ocak 2021 | 179 Okunma Dinin doğru anlaşılması yeniden mesele haline geldi 08 Ocak 2021 | 198 Okunma Kuldan istiğaseye neden ihtiyaç duyulur? 03 Ocak 2021 | 214 Okunma
TÜM YAZILARI
Yorumlar